Ramazan’ın ilk haftasını geride bırakırken, içimizi ısıtan o manevi iklimin tam ortasındayız.
Sokaklarda bir telaş, sofralarda bir bereket, dillerde dualar...
Ancak bu güzel günlerin gölgesinde sormamız gereken hayati bir soru var:
Biz mi oruç tutuyoruz, yoksa oruç mu bizi tutuyor?
"Ben Oruçluyum" Demek, Bir Haklılık Belgesi Değildir
Modern insanın en büyük yanılgısı, orucu bir "tahammül testi" sanmasıdır.
Sıkça rastladığımız bir tablo vardır:
Açlığın verdiği gerginlikle çevresine öfke saçan, trafikte korna çalan veya iş yerinde asık suratla gezip "Eee, oruçluyum, üzerime gelmeyin" diyenler...
Oysa oruç, insanın çevresine karşı bir "zırh" kuşanıp başkalarını incitme imtiyazı kazandığı bir hal değildir.
Tam aksine; oruç, nefsin sesini kısıp vicdanın sesini açma eylemidir.
Bir insanın oruçlu olup olmadığını sofrasından değil; trafikteki sabrından, kuyruktaki nezaketinden ve bir muhtaca bakışındaki derinlikten anlarız.
Örnek İnsan: Bakışın, Sözün ve Adımın Dengesi
Gerçek bir oruçlu, sadece aç kalan değil, örnek olan kişidir. Oruç, insanın iç dünyasında başlattığı bir nezaket devrimidir. Eğer bu ibadet davranışlarımıza sirayet etmiyorsa, yapılan eylem sadece bir "perhiz"den ibaret kalır.
- Sözde Oruç: Sadece yalanı değil, kibri ve kırıcı dili de terk etmektir.
- Bakışta Oruç: Başkasının ayıbını aramayı bırakıp, dünyaya şefkat ve emniyetle nazar etmektir.
- Harekette Oruç: Kimsenin hakkına girmemek, aksine her adımda adaleti ve iyiliği yaymaktır.
Sarsılmaz Üçgen: Adalet, Merhamet ve Vicdan
Oruç bizi bencil dünyamızdan çıkarıp "ötekinin" farkına vardırmalıdır. Adalet duygusunu kaybetmiş, merhameti sadece bir kelime sanan, vicdanını günlük çıkarlarına kurban eden birinin orucu, toplumsal bir şifa üretmez.
> Unutmayalım: Adalet ve merhametten kopmuş bir oruç, ruhsuz bir bedene benzer. Gerçek zafer, iftar sofrasındaki o muazzam eşitliği ve hakkaniyeti, hayatın her alanına taşıyabilmektir.
Karakterin Mezuniyeti
Ramazan bir ayna gibidir. O aynaya baktığımızda sadece aç bir beden değil; adaleti şiar edinmiş, merhameti kuşanmış ve vicdanıyla barışmış bir "örnek insan" görmeliyiz. Oruç bizi sadece sofradan değil; haksızlıktan, sevgisizlikten ve nezaketsizlikten de uzak tutmalıdır.
Eğer bu ay bittiğinde daha merhametli ve daha dürüst bir insana dönüşmemişsek; Ramazan gelmiş geçmiş, biz ise sadece yerimizde saymışız demektir. Çünkü gerçek bayram, nefsimizi yenip "insanlığımızı" uyandırdığımızda başlar.