Türk’ün kadim irfanı bize şunu öğretir:
İnsan olmak, iki ayak üzerinde yürümekle değil; erdemle ayakta durmakla mümkündür.
Eski Türk yazıtlarında anlatılan o ibretlik misaller, bugün modern dünyanın gürültüsü içinde unuttuğumuz hakikatleri yüzümüze tokat gibi çarpar.
Kuzu diz çöker, anasını emer.
Bu, saygıdır.
Karga yaşlı anasını besler.
Bu, vefadır.
Horoz şafakta öter.
Yaban kazı mevsimi geldi mi göç eder.
Bu, söz tutmaktır.
Yeşilbaşlı ördek eşini kaybedince bir daha eş aramaz.
Bu, sadakattir.
Geyik iyi otlağı sürüsüyle paylaşır.
Karınca lokmayı kolonisine haber verir.
Bu, adalettir.
Bakınız; tabiatın içinde yaşayan her canlı, kendi fıtratına sadık kalarak bir ahlâk dersi verir. Ne nutuk atar ne gösteriş yapar. Reklamı yoktur. Alkış beklemez. Ama görevini bilir.
Peki ya insan?
Akıl verilmiş, irade verilmiş, kitap verilmiş…
Ama saygı yoksa, söz yoksa, sadakat yoksa, adalet yoksa;
o zaman iki ayaklı bir varlık olmanın ne kıymeti kalır?
Türk töresi boşuna “İnsan, töresiyle insandır” dememiştir.
Bugün şehirler büyüdü, binalar yükseldi, ekranlar parladı.
Ama kalpler küçüldü.
Komşu komşunun adını bilmiyor.
Evlat, ananın-babanın yüzüne bakmıyor.
Söz veriliyor, tutulmuyor.
Menfaat uğruna sadakat satılıyor.
Adalet terazisi eğiliyor.
Ve sonra kalkıp medeniyetten söz ediyoruz.
Oysa Türkmen duası bize başka bir medeniyet tasavvuru öğretir:
“Allah’ım,
İlk önce dağa taşa ver,
Ormana, hayvanlara, suya ver.
Sonra insanlara, komşuya, muhtaca ver.
Kalırsa en son bana ver.”
İşte asalet budur.
İşte Türk’ün gönül genişliği budur.
Kendinden önce tabiatı düşünen bir anlayış…
Kendinden önce komşuyu düşünen bir vicdan…
Kendinden önce muhtacı düşünen bir merhamet…
Bugün dünya bencilliğin pençesinde kıvranırken, bizim medeniyetimiz paylaşmayı öğretiyor.
Dünya gücü putlaştırırken, bizim töremiz adaleti yüceltiyor.
Dünya sadakati zayıflık sayarken, bizim kültürümüz onu onur kabul ediyor.
Hayvan bile fıtratına sadıkken;
insan nefsine esir olursa,
işte o zaman “hayvandan beter” olur.
Bu söz ağırdır.
Ama gerçektir.
Çünkü Türk irfanında insan, yaratılmışların en şereflisidir.
Fakat bu şeref, otomatik değildir.
Hak edilmek zorundadır.
Saygıyla,
Sadakatle,
Sözle,
Adaletle.
Bugün yeniden kendimize dönme vaktidir.
Yazıtlardaki o sarsıcı hakikati hatırlama vaktidir.
Evladımıza sadece diploma değil; karakter bırakma vaktidir.
Unutmayalım:
Töresini kaybeden millet, kimliğini kaybeder.
Kimliğini kaybeden millet ise başkasının gölgesinde yaşar.
Biz gölge değiliz.
Biz köküz.
Ve kök, toprağına sadık kaldıkça dimdik ayakta kalır.
Gökalp Şentürk
Strateji Uzmanı Gazeteci Yazar