Bazen bir ülkenin ruh hâli, istatistiklerle değil, insanların cümleleriyle anlaşılır. Son zamanlarda Bulgaristan’da en çok duyulan cümle şu: “Bu, normal değil.”
Adliyede bekleyen, okul kapısında endişelenen, devlete işi düşüp de yorulan herkes aynı duyguda buluşuyor: Yorgunluk… ve sessiz bir özlem.
Özlem şu: Kimsenin torpil aramadığı, kimsenin “tanıdık” peşinde koşmadığı, devlet kapısından girince insanın kendini küçük hissetmediği bir düzen. Kısacası, normal bir devlet.
Cumhurbaşkanı Rumen Radev’in “Gelin, bu devleti birlikte normalleştirelim” çağrısı, belki de bu yüzden bu kadar yankı buluyor. Bu söz, ideolojik tartışmalardan çok, gündelik hayatın ağırlığına dokunuyor. Sağ mı, sol mu tartışmasından önce, “işliyor mu, işlemiyor mu?” sorusunu öne çıkarıyor.
1989’un hatırlattığı şey
Berlin Duvarı'nın yıkılışı yalnızca bir duvarın çöküşü değildi; insanların “başka bir düzen mümkün” inancının somutlaşmasıydı. Doğu Avrupa’da esen o rüzgâr, kapalı kapıları açtı. Ama tarih bize bir şey daha öğretti: Duvarları yıkmak, yerine sağlam bir düzen kurmaktan daha kolaydı.
Bugün Bulgaristan’da konuşulan değişim arzusu, o günlerin umudunu hatırlatıyor. Fakat bu kez beklenti yalnızca yıkmak değil; yıkıldıktan sonra devam edebilmek. Kurumları ayağa kaldırmak, kuralları kişilerin önüne koymak, devleti herkes için eşit kılmak.
“Kurtarıcı” beklentisinin ardındaki duygu
Toplum yorulduğunda, insanlar sade bir hikâye ister: Biri gelsin ve düzeltsin. Bu, insani bir ihtiyaçtır. Radev’e yönelen umut da biraz buradan besleniyor. Ama belki asıl mesele, bir kişinin ne yapacağından çok, hep birlikte neyin değişmesini istediğimizdir.
Bağımsız bir yargı.
Liyakatle işleyen bir kamu.
Hesap verebilen bir siyaset.
Eşit yurttaşlık.
Bunlar bir liderin değil, bir sistemin vaatleridir.
Sandığa gitmeyenlerin sessizliği
Seçime gitmeyen insanlar, çoğu zaman umudunu kaybetmiş insanlardır. Onları sandığa götürecek olan şey slogan değil, güven duygusudur. “Benim oyum bir şeyi değiştirebilir” inancı geri gelirse, toplumun enerjisi de geri gelir.
Eşit yurttaşlık: En derin ihtiyaç
Bulgaristan’ın her vatandaşı — kökeni, dili, inancı ne olursa olsun — aynı haklara sahip olduğunu hissettiği gün, normalleşme başlar. Devlet kimsenin “adamı” olmadığında, herkesin devleti olur.
Son söz
Bugün Rumen Radev’in adı etrafında şekillenen umut, aslında tek bir kişiye duyulan inançtan daha fazlası. Bu, insanların normal bir hayata duyduğu özlemin adı.
Belki de tarih, bu dönemi bir “kurtarıcı” hikâyesi olarak değil, bir toplumun birlikte ayağa kalkma kararlılığı olarak yazacak.
Çünkü gerçekten kurtarıcı olan, bir isim değil;
aynı hayali kuran milyonların iradesidir.