Yorumlar (0)

Hadi Önal


NE GÜNLERE KALDIK EY GÂZİ HÜNKÂR!


“Ne günlere kaldık ey Gâzi Hünkâr…” 

Çamurun sel olup aktığı, cürufun bayraklaştırıldığı, çirkefin “hikmet”, pisliğin “strateji”, kirin “dava” diye pazarlandığı zamanlardan geçiyoruz. Öylesine kirli bir sel ki bu; sadece şehirlerin kültür kokan sokaklarını değil, vicdanları da sürüklüyor. İçinde ne ararsan var: Kin, yalan, iftira, haset, gıybet, döneklik… Zulüm desen alası... Trol, gizli tanık ganime; ama açık yüreklilik, mertlik, yiğitlik, insanlık yok! Korku, dağları tutmuş. Korku artık bir duygu değil, bir yönetim biçimi. Talimatla konuşan dillerin, biatla yürüyen akılların sigortası.

Peki, amaç ne?

Amaç; kurulan iğrenç bir düzeni “İslam adına” sürdürmek. İslam nerede? Yok! Adalet olmadığı yerde İslam olur mu? Emanet, ehliyet, maslahat yerle bir; meşveret mezarda. Ama dillerde “beka”, her sözün hitamında “dava”… Beka ile ne kastettiklerini anladık da davaları ne? Söyler misiniz Allah aşkına!

Bir yanda hırsızlık, yağma; öte yanda arsızlık, yüzsüzlük ve ahlaksızlığın daniskası… Bir yanda suç; öte yanda o suçu örtme telaşı… Gerçekleri perdeleme, gizleme, makyajlama gayreti… Diz boyu riya. İkiyüzlülük artık utanılacak bir hâl değil, terfi sebebi!

Ne var bugün gündemde? Ne yok ki… Tükürdüğünü tekrar tekrar yalayanların çıkardıkları ses mi dersin, dün dediğini bugün inkâr edip “ben öyle demedim” diyenlerin kemik yalayıcılığı mı? Bir de yalakalık var ki, aman Allah’ım! İnsan, ettiği yemini, içtiği andı nasıl unutur? Omurgasızlığın böylesini aklım almıyor bir türlü. Bütün bu çirkefi çirkinliklerini görünce Ziya Paşa düşüyor aklıma. Hani koca Osmanlı’nın çöküş döneminde yaşayan Ziya Paşa var ya! İşte o. Ne diyordu Ziya Paşa: “Hak söyleyen evvel dahi menfûr idi gerçi./Hainlere ammâ ki riâyet yeni çıktı.” Bugünkü Türkçe ile doğruyu, hakkı, hakikati söyleyenler aşağılık; ama hainler baş tacı! Sonra ne demişti Üstat: “Milyonla çalan mesned-i izzette şer-efrâz./ Birkaç kuruşu mürtekibin câyi kürektir.” Günün Türkçesi ile: Milyonları götürenler “itibarlı iş insanı”, Üç kuruşun hesabını soranlar “vatan haini”…

Üniforma giydirince adam olunacağını sananlara da cevabı hazırdı üstadın: “Bed-asla necabet mi verir hiç üniforma/ Zer-dûz palan ursan eşek yine eşektir.” İşte tam da buradayız ey Gâzi Hünkâr! Katır mühürdâr olmuş, eşek defterdâr! Defteri tutan eşek olunca, hesabı soran da ya sürgün yiyor ya linç…

Bir de “mürşid” kılığında dolaşanlar var. Ziya Paşa onları da boş geçmemiş: “Sadık görünür kisvede erbab-ı hıyanet./ Mürşîd sanılır vehlede eshab-ı delâlet.” İlk bakışta sakallı, cübbeli, dua ezberli… Ama içi ihanet, dışı nasihat…

Bir de şu sözü var ki üstadın, bugün duvarlara asılsa yeridir: “Ayinesi iştir kişinin lâfa bakılmaz./ Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde.”

Peki, biz ne yapıyoruz? Lafa bakıyor, nutku alkışlıyor, sloganın ardındaki gerçeği sorgulamıyoruz. İcraat mi? O teferruat! Şimdi bazıları çıkıp diyecek ki: “Bu kadar sert olma arkadaş!” Olmayayım mı? Tükürsen suratına “oh ne güzel yağmur yağıyor” diyenlere ne yapmalı peki? Belki de haklısınız. Bence de boşuna bu kadar söz… Böylesi nasırlaşmış eşek derisi suratlara tükürük yetmez. Şamar gerek. Hem de öyle bir şamar ki, sesi ta Fizan’dan duyulsun!  Çünkü bazı yüzler artık utanmayı unutmuş. Diller yalanla mühürlenmiş. Kulaklar hakikate sağır. En acısı da ne biliyor musunuz? Bütün bunların “din”, “millet”, “vatan” ambalajıyla servis ediliyor olması. Oysa Ziya Paşa: “Lânet olsun o mala ki, tahsiline onun/ Ya din ola, ya ırz ya namus ola âlet.”, demişti.  “Yani?” “Yani: Dinle zenginleşen, namus, namus diyerek namussuzluk yapanlara, vatanı pazarlık masasına oturtanlara lanet olsun!” Peki, nedir kadim olan hakikat: Öyle başladık ya haydi onu da Ziya Paşa söylesin: “Âdeme âdem gerektir âdem etsin âdemi,/Âdem âdem olmayınca âdem netsin âdemi.” Ne diyor? İnsan insana lazım. Ama insanlık yoksa makam neye yarar?

Yine biz “Ne günlere kaldık ey Gâzi Hünkâr” diyerek dönelim başa… Ama bilinsin ki tarih susmaz. Hakikat gecikir ama kaybolmaz. Ve o şamarın sesi… Bir gün mutlaka duyulur.

 

Hadi ÖNAL/ 10 Ocak 2026/ Elazığ