Gelin bugün kendimize dürüstçe soralım: “Müslümanım” demek bir iddia mı, yoksa kalpten gelen bir samimiyet mi? Çoğumuz “Elhamdülillah Müslümanım” diyoruz; peki, bu sözümüzün ispatı nerede? İddiamızın arkasında durabiliyor muyuz, yoksa bu sadece dilde kalan bir etiket mi?
Hayat, iddialar ve ispatlar arasında geçen kısa bir yürüyüşten ibarettir. İslâm, kelime anlamıyla "teslimiyet" demektir; ancak teslimiyet, bilmediğiniz ve anlamadığınız bir iradeye gösterilemez. Seven, sevdiğinin sözüne kulak verir. Allah’ı (c.c.) gerçekten seven bir kul da O’nun mesajına değer verir. Nitekim Yüce Rabbimiz şöyle buyurur:
“De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.” (Âl-i İmrân, 31)
Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) uymak, O’nun getirdiği Kur’an-ı Kerim’e uymaktır. Çünkü sevgi lafta değil; itaat ve amel ile belli olur.
İddia mı, İspat mı?
Kur’ân-ı Kerim, sadece "inandık" demekle yetinenleri şu âyetle uyarır:
"İnsanlar, 'İnandık' demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı sandılar?" (Ankebût, 2).
Bu demektir ki Müslümanlık; dilde bir çiçek gibi açıp rüzgârda savrulan bir söz değil, kökleri amele dayanan bir eylemdir.
Büyük âlim Zünnûn-ı Mısrî’nin dediği gibi: "Muhabbetin alâmeti; sevgilinin sevdiğini sevmek, yerdiğini yermek ve O’nun rızası için her şeyi göze almaktır."
Mesaj Kutunuzda "Okunmamış" Bir Hayat Var
Bugün modern insanın en büyük bağımlılığı "merak". Cebimize düşen bir mesajın bildirim ışığı yandığında, dünyevî işlerimizi bir kenara bırakıp o ekrana kilitleniyoruz. Hele ki mesaj sevdiğimiz birinden gelmişse, merakla açıyor ve her satırını "baş üstüne" diyerek okuyoruz.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Sizin en hayırlınız, Kur'ân-ı öğrenen ve öğreteninizdir" (Buhârî) buyururken, buradaki "öğrenmeyi" sadece harfleri seslendirmek değil, mesajın rûhuna nüfuz etmek olarak tanımlar. Peki ya "Göklerin ve yerin Rabbi"nden gelen o 6236 (6666) maddelik mesaj listesi? Sosyal medyada başkalarının hayatlarını merakla takip ederken, kendi durumumuzu Allah katında hiç merak ettik mi?
Allah’ın (c.c.) “Ey kulum, sen nasılsın? Hâlini düzelt” diyen binlerce uyarısı mesaj kutumuzda yığılı dururken, bizler "Kim ne paylaşmış?" diye saatlerimizi harcıyoruz. Oysa bizi bizden daha iyi bilen Rabbimiz buyuruyor: "O, size şah damarınızdan daha yakındır." (Kâf, 16). Bu yakınlığı hissetmek, O’nunla konuşmak yani kitabını kalp kulağıyla okumakla mümkündür.
Bilinmeyen Bir Dilde Gelen Mektup
Farz edin ki çok sevdiğiniz bir dostunuz size yabancı dilde bir mektup gönderdi. “İçinde ne yazıyor?” diye merak edip hemen bir tercüman bulmaz mısınız? Kur’an da böyledir. Onu sadece anlamını bilmeden okumak, mektubun zarfına bakıp ağlamaya benzer. İmam Gazâlî’nin dediği gibi; kişi okuduğu sözün Âlemlerin Rabbi’nin kelâmı olduğunu kalbinde hissetmedikçe, Kur'an’ın hakikâtine eremez.
Reçete Okuyarak İyileşen Hasta Gördünüz mü?
Mânevî hastalıklarımıza şifâ arıyoruz ama yöntemi karıştırıyoruz. Hasta olduğunuzda doktorun verdiği reçeteyi duvara asıp her gün sadece okumak sizi iyileştirmez; şifâ, o ilaçları kullanmaktadır. Kur’an da bir şifâ reçetesidir:
"Biz Kur’an’dan öyle bir şey indiriyoruz ki o, mü’minler için şifâ ve rahmettir." (İsrâ, 82).
Ancak bu şifâ; namazın, orucun, adaletin ve merhametin hayata geçmesiyle mümkündür. Hz. Âişe (r.a.) vâlidemize Efendimiz’in ahlâkı sorulduğunda, "O’nun ahlâkı Kur'an’dı" cevabını vermiştir. O, yaşayan bir Kur’an’dı. Bizim iddiamızın ispatı da bu mesajı hayatımıza ne kadar "tercüme" edebildiğimizde gizlidir.
Gelin, Mesaj Kutusunu Boşaltalım
Kur’an’ı sadece raflarda süs yapmak veya anlamını hayata katmadan hatim indirmek, onu "mehcur" (terk edilmiş) bırakmaktır. Yarın huzur-u ilâhîde, "Size mesajlarım ulaştı mı?" diye sorulduğunda, "Vaktimiz olmadı" demek bir kurtuluş olmayacak.
Gelin bugün bir karar verelim ve Allah ile aramızdaki o "okunmamış mesajlar" kutusunu açalım. Her gün bir âyet bile olsa öğrenip onu yaşamaya çalışalım: Namazda huşû, ticarette dürüstlük, ailede merhamet... Samimiyet budur; iddia değil, yaşanmış bir Müslümanlık.
Mesaj kutunuz doldu... Silmek yerine yaşamaya ne dersiniz?
Rabbim bizleri Kur’an’ı terk edenlerden değil; onunla dirilen, yaşayan ve şefâatine nâil olan kullarından eylesin. Âmîn.
Okumaya, anlamaya ve uygulamaya başladığınız ilk âyeti yorumlarda paylaşır mısınız? Belki bir kardeşimize ilham olur.
Mithat Güdü