Mezhepler konusu, İslâm düşünce atlasının en çok yanlış anlaşılan; bazen bir kavga sebebi bazen de bir rahmet kapısı olarak görülen alanıdır. İslâm dünyasındaki mezhep çeşitliliği, dinin aslındaki bir bölünme değil; o aslın hayata tatbik edilmesindeki yöntem farklılığıdır.
Mezhep, kelime anlamı itibarıyla "gidilecek yol" demektir. Din (İslâm) tektir; ancak o dinin insanlar tarafından anlaşılması ve hayata geçirilmesi (şeriat), kaçınılmaz olarak farklı yorumları beraberinde getirmiştir.
• Mezhep Bir "Din" Değil, Bir "Metot"tur
Pek çok kişi mezhepleri dinin parçalanması olarak görür. Oysa mezhepler; Kur’an ve Sünnet’teki verileri anlamlandırmak için kullanılan farklı merceklerdir.
Hanefî Mezhebi: Aklı ve re'yi (görüşü) merkeze alarak toplumsal faydayı gözetir.
Şâfiî Mezhebi: Hadislerin lafzına ve sistematiğine daha sıkı bağlıdır.
Bu farklılık, bir binaya farklı pencerelerden bakmaya benzer. Pencerenin yeri değiştikçe görünen manzara değişir ama binanın kendisi (İslâm) sabittir.
• Müslüman Bir Mezhebe Tâbi Olmak Zorunda mı?
Bu sorunun cevabı kişinin dinî bilgi düzeyiyle doğrudan ilintilidir. İslâm hukukuna göre, bir Müslüman'ın bizzat Kur’an ve Sünnet’ten hüküm çıkarabilecek kadar derin bir fıkıh ve usul bilgisi (içtihat yeteneği) varsa, herhangi bir mezhebe tâbi olması zorunlu değildir; hatta kendi içtihadıyla amel etmesi gerekir.
Ancak, günlük hayatta karşılaştığı karmaşık dinî meseleleri ana kaynaklardan çözecek uzmanlığı bulunmayan bir bireyin; bu yolu daha önce yürümüş, ömrünü bu ilme adamış bir müçtehidin (İmam-ı Âzam, İmam Şâfiî vb.) metodunu takip etmesi aklî ve amelî bir gerekliliktir. Tıpkı tıp eğitimi almamış birinin kendi kendini tedavi etmeye çalışmak yerine bir doktora başvurması gibi, mezhep takibi de "bilmeyenin, bilene sorması" ilkesinin bir sonucudur.
• Mezhebe Uymadan İslâm Yaşanabilir mi?
Evet, teknik olarak yaşanabilir; ancak bu durum beraberinde bazı zorlukları getirir. Mezhepler, ibadetlerden ticarete kadar hayatın her alanını bir sistematiğe bağlar. Kişi "Ben hiçbir mezhebe uymuyorum." dediğinde, aslında her meselede kendi tercihini veya o anki bilgi seviyesini esas almış olur.
Eğer kişi yeterli donanıma sahip değilse bu durum, "dinî kuralları keyfîliğe veya nefsî arzulara göre seçme" riskini (telfîk-i mezâhib) doğurabilir. Mezhepler, bir Müslüman'ın savrulmadan, tutarlı bir ibadet ve hukuk disiplini içinde kalmasını sağlayan güvenli limanlardır.
• İhtilaf Nerede Başlar, Nerede Biter?
Mezhepler arasındaki farklar "akide" (inanç esasları) konusunda değil, "füruat" (uygulama detayları) konusundadır. Tüm mezhepler Allah'ın birliğinde, namazın farz oluşunda, içkinin haramlığında müttefiktir. Ancak "Namazda el nereye bağlanır?" veya "Deniz ürünlerinden hangileri helaldir?" gibi detaylarda farklı içtihatlar ortaya çıkmıştır.
• Zenginlik Olarak Mezhepler (Kolaylık İlkesi)
Mezheplerin varlığı, Müslümanlar için aslında bir "hukuki konfor" alanıdır. Bir bölgenin iklimi, örfü ve yaşam biçimi bir mezhebin yorumuna daha uygun olabilir. Örneğin; Şâfiî mezhebinde vücuttan kan çıkması abdesti bozmazken Hanefî mezhebinde bozar. Bu durum, toplumsal hayatta insanların durumlarına göre bir "çıkış yolu" bulabilmelerini sağlar. Bu, dinin darlığından değil, yorumun genişliğinden kaynaklanır.
• Bir Müslüman bazı konularda tâbi olduğu mezhebin görüşünü uygulamak yerine, kolay geldiği için başka bir mezhebin görüşünü tercih edebilir mi?
Bu soru, İslâm hukukunda "telfîk" (mezheplerin hükümlerini birleştirme) ve "mezhep değiştirme" başlıkları altında incelenen oldukça hassas bir konudur. Meseleyi birkaç temel maddede netleştirebiliriz:
1. Zaruret ve İhtiyaç Hali (Ruhsat): Bir Müslüman; geçerli bir mazereti, zorluğu veya zarureti varsa o konuya özel olarak başka bir hak mezhebin görüşüyle amel edebilir. Örneğin; hac ibadeti sırasında kalabalıktan dolayı Şâfiî birinin karşı cinse dokunması kaçınılmaz hâle geldiğinde, o kişi bu konuda Hanefî mezhebini taklit edebilir. Bu, dinin sağladığı bir kolaylıktır.
2. Sırf Kolaylık Olsun Diye (Keyfiyet): Eğer ortada bir zorluk yoksa, sadece nefsin arzusuna uyarak "Bu mezhebin bu hükmü daha kolay, şunu alayım; öbür konunun da şu hükmü rahat, onu alayım." demek fıkhî açıdan uygun görülmemiştir. Buna "mülahakat-ı mezâhib" (mezheplerin kolaylıklarını toplama) denir ve âlimlerin çoğu bunu "dini oyuncak hâline getirmek" olarak nitelendirip caiz görmemiştir.
3. "Telfîk" Tehlikesi (Hükümlerin İptal Olması): Başka mezhepten görüş alırken en büyük teknik risk, yapılan ibadetin her iki mezhebe göre de geçersiz hâle gelmesidir.
Örnek: Bir kişi abdest alırken başının bir kısmını (dörtte bir) mesh etse (Hanefî'ye göre geçerli, Şâfiî'ye göre değil); aynı kişi, vücudundan kan aktığı hâlde abdestinin bozulmadığını varsayarak namaz kılsa (Şâfiî'ye göre geçerli, Hanefî'ye göre değil). Bu durumda kişi, iki mezhebin de kolayını birleştirmiş olur ama ortaya çıkan ibadet hem Hanefî hem de Şâfiî fıkhına göre geçersizdir. İşte bu "karma" (telfîk) durumu, ibadetin özünü sakatlayabilir.
4. Mezhep Değiştirmek Mümkün mü? Bir kişi; hayatının bir döneminde veya bir bölgeye yerleştiğinde o bölgenin şartlarına daha uygun olduğu için bir mezhepten diğerine tamamen geçebilir. Bunda bir sakınca yoktur. Ancak bu geçiş "parça parça ve keyfî" değil, bir sistem dâhilinde olmalıdır.
Dolayısıyla mezhepler birer "açık büfe" değildir; her biri kendi içinde tutarlı birer mantık silsilesine ve delil sistemine sahiptir.
Zor durumda kalındığında: Başka bir mezhebin görüşüyle amel edilebilir (taklit edilebilir).
Keyfî durumlarda: Sadece kolaylık için hüküm seçmek, kişinin dinî disiplinini ve ciddiyetini zayıflatır.
Geleneksel ifadeyle: "Mezheplerin kolaylıklarını (ruhsatlarını) araştırıp toplamak, dindarlıkla bağdaşmaz."
• Mezhepçilik Tehlikesi
Mezhep bir zenginliktir; ancak "mezhepçilik" bir hastalıktır.
Zenginlik: "Benim mezhebim doğrudur ama diğerleri de yanlış değildir." demektir.
Ayrılık: "Sadece benim mezhebim haktır, diğerleri batıldır." diyerek ötekileştirmektir.
Tarih boyunca yaşanan acı tecrübeler mezheplerin kendisinden değil, siyasallaşmış mezhepçilikten kaynaklanmıştır. Kendi yorumunu mutlaklaştıran zihniyet, ihtilafı (farklılığı) tefrikaya (bölünmeye) dönüştürmüştür.
Özetle;
Mezhepler, İslâm’ın evrenselliğinin ispatıdır. Eğer tek bir yorum olsaydı İslâm, sadece o yorumun doğduğu çağa ve coğrafyaya hapsolurdu. Mezhepler sayesinde İslâm; her çağa ve her coğrafyaya eklemlenebilen dinamik bir yapıya kavuşmuştur. Mezhebe uymak bir "hizmet ve usul" tercihidir; dinin aslı değil, ona ulaştıran yollardan biridir.
Mithat Güdü