Yorumlar (0)

Mehmet ALPTEKİN


Masada Olmayanın Menü Olduğu Dünya Düzeni!

Masada yoksan, menüdesin…


Masada Olmayanın Menü Olduğu Dünya Düzeni

Masada yoksan, menüdesin…

Bugünün dünyasını anlatan en sade, en çıplak cümle belki de budur. Gücü olmayanın söz hakkı da yok. Maddi gücü olmayanın itibarı, imani ve ahlaki duruşu olmayanın da vicdanı yok sayılıyor. Dünya düzeni; güçlülerin yazdığı, zayıfların ise bedel ödediği bir senaryoya dönüşmüş durumda.

Artık mesele sadece silah gücü ya da ekonomik büyüklük değil. Mesele, kimin masaya oturabildiği, kimin karar mekanizmalarında yer alabildiği. Masada olamayan ülkeler, toplumlar ve halklar; büyük güçlerin çıkar hesaplarında birer “kaynak”, birer “risk”, birer “hedef” olarak görülüyor. Yeraltı ve yerüstü zenginlikleriyle öne çıkan ülkeler, sözde demokratik ama özde borç batağındaki küresel aktörlerin iştahını kabartıyor.

Bugün “uluslararası hukuk” denilen kavram, ne yazık ki güçlünün elinde esneyen, zayıfa gelince katılaşan bir sopa halini almış durumda. Hukuk; adaleti tesis etmek için değil, müdahaleyi meşrulaştırmak için kullanılıyor. Bir ülkede demokrasi hatırlanırken, bir diğerinde görmezden geliniyor. İnsan hakları; petrol varsa gündeme geliyor, yoksa sessizliğe gömülüyor.

Sözde büyük, özde borçlu ülkeler; kendi ekonomik krizlerinin faturasını ödemek yerine, gözlerini başkalarının zenginliklerine dikiyor. Enerji kaynakları, madenler, su havzaları, stratejik geçiş noktaları… Hepsi yeni nesil savaşların bahanesi. Artık tanklar kadar finans, füzeler kadar ambargolar konuşuyor. Savaşlar bile “ekonomik istikrar”, “bölgesel güvenlik” gibi süslü kavramlarla paketlenip servis ediliyor.

Bu noktada, Birleşmiş Milletler gerçeği de tüm çıplaklığıyla ortada duruyor. II. Dünya Savaşı’nın galipleri üzerine kurulu bir yapı, bugünün dünyasını temsil edemiyor. Beş daimi üyenin veto hakkı, milyarlarca insanın kaderini birkaç ülkenin siyasi çıkarlarına mahkûm ediyor. Adaletin değil, gücün veto edildiği bir sistemden küresel barış çıkması mümkün değil.

BM’nin karar alma mekanizmasının değişmesi artık bir temenni değil, zorunluluktur. Aksi halde bu yapı; mazlumların umudu değil, zalimlerin kalkanı olmaya devam edecektir. Dünya nüfusunun büyük bir bölümünü temsil eden ülkelerin söz hakkı yok sayıldıkça, krizler derinleşecek, adaletsizlikler büyüyecektir.

Unutulmamalıdır ki; adaletin olmadığı yerde barış, barışın olmadığı yerde de insanlık yaşayamaz. Masada sadece güçlülerin olduğu bir düzen, sürdürülebilir değildir. Çünkü bir gün menüye konulanlar, hesabı soracak noktaya gelir.

Dünya; ya masayı büyütecek, ya da bu adaletsiz sofranın altında kalacaktır.