Bugün önümüzde duran bir tablo var. Sadece rakamlardan oluşan bir liste değil bu; adaletin, emeğin ve "biz" olabilme ihtimalinin neresinde durduğumuzun trajik bir vesikası.
2026 yılının ilk yarısına ait maaş verilerine baktığımızda, karşımıza çıkan manzara bir ekonomik tercih değil, toplumsal bir yarılmadır.
Sahi, Biz Hangi Ülkede Yaşıyoruz?
Bir yanda, ömrünü bu topraklara hizmetle geçirmiş, bugün mutfağındaki yangını 19.000 TL ile söndürmeye çalışan SSK ve Bağ-Kur emeklisi; diğer yanda tek bir ayda tam 450.854 TL gelire ulaşan "hem emekli hem vekil" ayrıcalığı.
Matematik yalan söylemez: Bir kişinin bir aylık geliri, bir asgari ücretlinin tam 16 aylık alın terine, bir emeklinin ise yaklaşık 2 yıllık yaşam mücadelesine denk geliyor.
Sormak gerekir: 450 bin lira alan bir el, 28 bin lira ile ay sonunu getirmeye çalışan bir eli nasıl tutabilir? O eli tutamazsanız, o insanın derdiyle nasıl dertlenebilirsiniz?
Aradaki bu devasa uçurum, sadece bir gelir farkı değil; temsil edilenle temsil eden arasındaki duygusal ve vicdani kopuştur.
Emeklinin Ahı, Vekilin Refahı
Sosyal devlet, vatandaşına "yaşlanınca ben seni namerde muhtaç etmem" diyen devlettir. Ancak tablodaki veriler, devletin kendi emeklileri arasında bile bir hiyerarşi kurduğunu gösteriyor. Milletvekili emeklisi 177 bin lira alırken, memur emeklisi asgari ücretin bile altında, 27 bin lira bandında hayatta kalmaya zorlanıyor.
Yıllarca sınıflarda tebeşir tozu yutan öğretmenin, hastanede nöbet tutan hemşirenin, fabrikada ter döken işçinin emekliliği "sefalet" sınırındayken; siyasetin koridorlarında geçen yılların ödülünün bu denli astronomik olması hangi hakkaniyet ölçüsüne sığar?
"Aynı Gemideyiz" Masalının Sonu
Yıllardır halka sabır telkin edenler, "ekonomik dengeler" diyerek asgari ücretliyi açlık sınırına mahkum edenler, kendi maaşları söz konusu olduğunda hangi dengeleri gözetiyor?
Asgari ücretin 28.000 TL olduğu bir düzende, yönetenlerin yüz binlerce lirayı "hak" görmesi, toplumsal barışın altına dinamit lokumu yerleştirmektir.
Bu tablo bize şunu söylüyor: Gemi aynı olabilir ama güvertedekiler lüks bir restoranın menüsünü incelerken, makine dairesindekiler bir bardak temiz suyun hesabını yapıyor. Üstelik gemi su aldığında, faturayı ilk ödeyen hep o makine dairesindekiler oluyor.
Beylere Duyurulur: Vicdan Rakamdan Büyüktür
Siyaset, bir zenginleşme aracı değil, bir hizmet makamı olmalıdır. Eğer bir ülkenin vekili, asgari ücretlisinden 16 kat daha lüks yaşıyorsa, orada "halkın vekilliği"nden değil, "seçkinler sınıfı"ndan bahsedilir.
Halkın sofrasından eksilen her zeytin tanesi, her gram et, bu tablodaki adaletsiz rakamların gölgesinde kalmaktadır.
Unutulmamalıdır ki; ekonomik krizler geçebilir, rakamlar düzelebilir ama bir toplumun adalet duygusu bir kez zedelendi mi, onu hiçbir maaş artışı tamir edemez.
Efendiler! Bu rakamlar sadece cebimizi değil, vicdanımızı da yakıyor. Halkın cebindeki delik büyürken, sizin kasanızdaki bolluk artık "temsil" değil, "tahakküm"dür.
Ya bu uçuruma bir köprü kurun ya da o köprünün altında ilk kalan siz olacaksınız.
Mithat Güdü




