Milyon kez yazmak gerekse yine yazacağım: Kürt diye bir millet yoktur. Çünkü tarih, sosyoloji ve devlet kayıtları bize başka bir gerçek anlatmaktadır. Bugün siyasi propaganda ile bir “millet” inşası yapılmaya çalışılan “Kürt” kavramı, aslında tarih boyunca etnik bir tanım değil; coğrafi ve sosyolojik bir tanım olarak kullanılmıştır.
Bu meseleye romantik duygularla değil, tarihsel belgelerle bakmak gerekir.
Tarihi kaynaklara baktığımızda “Kürt” kelimesinin ilk dönemlerde belirli bir etnik topluluğu ifade etmediğini görürüz. İslam tarihçilerinden Muhammad ibn Jarir al-Tabari, Zagros dağları çevresinde yaşayan dağlı toplulukları anlatırken “Ekrad” yani Kürt ifadesini kullanır. Burada kastedilen bir millet değil, dağlık bölgelerde yaşayan göçer veya yarı göçer topluluklardır.
Kelimenin anlamı da bu gerçeği doğrular. “Kürt” kelimesi tarih boyunca birçok yerde dağlı, göçer, çoban anlamlarında kullanılmıştır. Yani bir soyun adı değil, bir yaşam biçiminin ifadesidir.
Osmanlı kayıtlarına baktığımızda tablo daha da netleşir. Osmanlı Devleti Kürtleri bir millet olarak değil, bir toplumsal kategori olarak tanımlamıştır. Vergi düzenlemelerinde, idari kayıtlarda ve tahrir defterlerinde “Kürt” ifadesi çoğu zaman dağlık bölgelerde yaşayan, göçer hayat süren toplulukları belirtmek için kullanılmıştır. Yani bu ifade bir etnik kimliği değil, bir sosyo-ekonomik yaşam tarzını anlatmaktadır.
Bu nedenle Anadolu’nun birçok yerinde Avşar, Çepni, Dodurga gibi Türk kökenli aşiretlerin tarihsel kayıtlarda “Kürt” olarak tanımlandığı görülür. Bunun sebebi onların etnik olarak farklı olması değildir. Dağlık bölgelerde yaşayan göçer topluluklar olarak sınıflandırılmış olmalarıdır.
Bugün bazı araştırmacıların dile getirdiği “Türkmen aşiretleri Kürtleşti” tezi de bu yüzden eksik bir yorumdur. Aslında olan şey etnik dönüşüm değil, sosyolojik tanımlamanın değişmesidir.
Örneğin tarihçi Yusuf Halaçoğlu’nun çalışmalarında da Anadolu’daki bazı aşiretlerin kökeninin Türkmen olduğu ortaya konulmuştur. Bu tespit önemli ve değerlidir. Ancak mesele sadece “Türkmen aşiretlerinin Kürtleşmesi” şeklinde açıklanırsa tarihsel gerçek tam olarak anlaşılmış olmaz. Çünkü burada yaşanan şey etnik dönüşümden çok, tarih boyunca kullanılan bir sosyolojik kavramın farklı şekillerde yorumlanmasıdır.
Osmanlı belgeleri açık konuşur. “Kürt” kelimesi çoğu zaman bir halkın soyunu değil, yaşam tarzını ve coğrafyasını ifade eder.
Bugün Ortadoğu’da yaşayan Kurmanç, Zaza, Sorani, Lur, Feyli, Goran gibi toplulukların tek bir milletmiş gibi sunulması da tarihsel gerçeklerle örtüşmez. Bunlar farklı kökenlerden gelen, farklı diller konuşan ve farklı tarihsel süreçler yaşamış topluluklardır.
Modern çağda ise siyaset, sosyolojik kavramları milliyet kimliğine dönüştürme gücüne sahiptir. İşte “Kürt milleti” söylemi de büyük ölçüde bu modern siyasi inşanın ürünüdür.
Gerçekleri konuşmak bazen rahatsız eder. Fakat tarih duygularla değil belgelerle yazılır.
Bu yüzden tekrar ediyorum:
“Kürt” kelimesi tarih boyunca çoğu zaman bir milletin adı değil, bir coğrafyanın ve yaşam biçiminin tanımı olarak kullanılmıştır.
Gerçekleri anlamak için sloganlara değil, tarihin kendisine bakmak gerekir.