Bu topraklar kolay vatan olmadı.
Bu bayrak, gökten inmedi.
Cumhuriyet, bir masa başı anlaşmasının değil; şehit kanının, direnişin ve iradenin adıdır.
23 Aralık 1930…
Menemen.
Takvim yapraklarında sıradan bir gün gibi durabilir.
Ama Türk milletinin hafızasında, bir hançer yarasıdır bu tarih.
Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay…
Bir öğretmen.
Bir asker.
Bir Cumhuriyet evladı.
Elinde ne ihtiras vardı ne kin.
Elinde sadece devletin vakarını, milletin huzurunu temsil eden bir üniforma vardı.
Ve karşısında; cehaleti din kisvesine bürümüş, karanlığı bayrak sanmış bir güruh…
Kubilay, emri aldı ve çıktı.
Kaçmadı.
Saklanmadı.
Bir manga askerin önünde değil; tek başına yürüdü isyanın ortasına.
Çünkü Cumhuriyet korkmazdı.
Çünkü Türk askeri geri dönmezdi.
“Teslim olun” dedi.
Kurşunla cevap verdiler.
Yaralandı…
Ama yere düşerken bile Cumhuriyet dimdikti.
Sonra ne oldu, tarih utançla yazdı:
Bir Türk subayının başı kesildi.
Bir yeşil bez parçasına bağlandı.
Ve bunu alkışlayanlar oldu.
İşte bu, sadece Kubilay’a değil;
Türk milletine,
Türk devletine,
Cumhuriyet’e çekilmiş bir kılıçtı.
Bekçi Hasan…
Bekçi Şevki…
Onlar da koştu yardıma.
Onlar da düştü.
Üç fidan…
Üç devrim şehidi…
Bu olay, basit bir asayiş meselesi değildir.
Bu olay, bir rejim sınavıdır.
Bu olay,
“Türk milleti kimdir?” sorusuna verilen kanlı bir cevaptır.
Ve devlet cevap verdi.
Geç kalmadan.
Tereddüt etmeden.
Divan-ı Harp kuruldu.
İhanet yargılandı.
Cumhuriyet, kendini savundu.
Mustafa Kemal Atatürk’ün öfkesi boşuna değildi.
Çünkü o biliyordu:
Cumhuriyet gevşerse, karanlık cesaret bulur.
Devlet susarsa, ihanet konuşur.
Menemen’de olan biten, dünün meselesi değildir.
Bugün de geçerlidir.
Yarın da…
Çünkü Kubilay, sadece bir isim değildir.
Kubilay, Cumhuriyet’in sınır taşıdır.
Kubilay, “buraya kadar” diyen iradedir.
O anıtın üzerinde yazan söz, bir hatırlatma değil; bir yemindir:
“İnandılar, dövüştüler, öldüler.
Bıraktıkları emanetin bekçisiyiz.”
Evet…
Biz o emanetin bekçisiyiz.
Şeriat nidalarıyla Cumhuriyet’e diş bileyenlere karşı,
Cehaleti kutsallaştıranlara karşı,
Devleti zayıf görenlere karşı…
Kubilay’ın kanı yerde değildir.
O kan, bu milletin damarlarındadır.
Unutursak, kaybederiz.
Unutturursak, biteriz.
Kubilay’ı unutmayanlar, bu devleti ayakta tutar.
Kubilay’dan rahatsız olanlar ise, hangi safta durduklarını zaten ilan etmiş olur.
Ruhun şad olsun Kubilay…
Bu millet seni unutmaz.
Bu Cumhuriyet sahipsiz değildir.
Gökalp Şentürk
Strateji Uzmanı
Gazeteci Yazar