* Kalpleri Fetheden Mîras: Nebevî Tebliğ ve Günümüzün Yanılgıları
İslâm, özü itibarıyla bir "davet" dînidir. Bu davet, yalnızca kuru bir bilgi aktarımı değil; bir rûhun, bir başka rûha muhabbetle dokunmasıdır. İslâm'ın temel direklerinden biri olan tebliğ; iyiliği emretmek (emr-i bi'l-ma'rûf) ve kötülükten sakındırmak (nehyi ani'l-münker) ilkeleriyle bütünleşiktir. Kur’an-ı Kerim, bu vazifeyi Müslümanların varlık gayesi olarak tanımlar: “Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a hakkıyla inanırsınız.” (Âl-i İmrân, 110).
İslâm’da tebliğ, hakikâti dayatmak değil; hikmet, merhamet ve adaletle hakikâte tanıklık etmektir. Peygamberî yöntem; şiddeti değil iknayı, tahkîri değil onuru, aceleciliği değil tedrîcî (aşama aşama) inşâyı esas alır. Bu ilke terk edildiğinde din araçsallaşır ve şiddet maalesef dînî bir kılığa büründürülür.
Günümüzde tebliğ kavramı, ya bir zorlama ya da yanlış temsil sebebiyle bir korku unsuru haline gelmiştir. Peki, biz nerede hata yapıyoruz ve Hz. Peygamber (s.a.v.) bu yolu nasıl yürümüştü?
Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) Tebliğ Üslûbu: Şefkât ve Hikmet
Resûl-i Ekrem (s.a.v.), insanları Allah’a davet ederken asla kırıcı, yıkıcı veya dışlayıcı olmamıştır. O’nun tebliğinin temel taşlarını şu üç kavram oluşturur: Rıfk (yumuşaklık), Hikmet ve Sabır.
* Yumuşak Söz (Kavl-i Leyyîn): Allah (c.c.), Hz. Mûsa ve Hz. Hârûn’u dönemin en zalim hükümdarı Firavun’a gönderirken bile: “Ona yumuşak söz söyleyin. Belki öğüt alır yahut korkar.” (Tâhâ, 44) buyurmuştur. Efendimiz de ömrü boyunca bu ilâhî emre sadık kalmıştır.
* Hâl Dili ile Tebliğ: Efendimiz, tebliğ ettiği hakikâtleri bizzat yaşardı. O’nun ahlâkı Kur’an’dı. İnsanlar O’nun sözlerinden önce; dürüstlüğüne (el-Emîn) ve şefkâtine meftun olmuşlardır.
* Kolaylaştırma: Bir hadis-i şerîfinde: “Müjdeleyin, nefret ettirmeyin; kolaylaştırın, zorlaştırmayın.” (Müslim, Cihad, 6) buyurarak tebliğin psikolojik ve sosyolojik zeminini belirlemiştir.
İslâm’ın Adını Karalayan Yanılgı: Sözde "İslâmî" Terör ve Büyük Hatalar
Bugün İslâm adına hareket ettiğini iddia eden bazı yapıların en büyük hatası, "vesîleleri amaçların önüne geçirmeleri" ve İslâm’ın temel kaidelerini çiğnemeleridir. Bu gruplar İslâm'ı şiddet için bir kılıf olarak kullanmakta, bu da tebliğin özünü zedelemektedir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “Müslüman, elinden ve dilinden diğer Müslümanların emîn olduğu kimsedir.” (Buhârî, Îmân, 4) hadisiyle şiddeti temelden reddeder.
Bu yapıların düştüğü temel yanlışlar şunlardır:
* Cihad Kavramının İçini Boşaltmak: Cihad, öncelikle bir nefis terbiyesi ve meşrû bir savunma mücadelesidir. Masum insanları katletmek, kadınlara ve çocuklara zarar vermek İslâm hukukuna göre kesinlikle haramdır.
* Hikmetten Yoksun Şiddet: İslâm’da zorlama yoktur: “Dinde zorlama yoktur.” (Bakara, 256). Bir insanı korkutarak Müslüman yapmaya çalışmak, İslâm’ın özüyle bağdaşmaz.
* Temsil Krizi: Bu yapılar, anlamı "barış" olan İslâm ismini vahşet ve kaos ile yan yana getirerek dîne en büyük darbeyi vurmaktadır. Merhum Aliya İzzetbegoviç’in ifade ettiği gibi: "İslâm en iyi şekilde temsil edilmelidir; aksi takdirde en büyük düşmanı, onu yanlış temsil eden cahiller olur."
Bu gruplar maalesef "dînî radikalizmi" beslemekte ve İslâm'ı küresel bir tehdit gibi göstermektedir. Diyanet İşleri Başkanlığı da bu yapıların "Allah ve Peygamber tasavvurunu tahrif ettiğini" önemle vurgulamaktadır.
Bu hatalar İslam'ın rahmet mesajını gölgelemekte ve tebliğ yerine nefret yaymaktadır. Gerçek tebliğ şiddet değil; barış, adalet ve samimiyettir.
Günümüz Müslümanı İçin Yeni Bir Yol Haritası
Günümüz dünyasında tebliğ, Peygamber usûlünü modern araçlarla birleştirmelidir. Efendimiz'in "tedrîcîlik" prensibini uygulayarak, muhatabın seviyesine ve ihtiyacına göre adım adım ilerlemek şarttır. Kur’ân-ı Kerim, tebliğin yöntemini şöyle açıklar: “Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır; onlarla en güzel şekilde mücadele et.” (en-Nahl, 125).
Hikmet akıl ve delille ikna etmeyi, güzel öğüt kalp yumuşatan sözleri, en güzel mücadele ise sabır ve hoşgörüyü esas alır. Örneğin, Taif'te taşlanmasına rağmen "Allah'ım, onları affet; çünkü bilmiyorlar" diye duâ etmesi, tebliğde şefkâtin zirvesidir. Efendimiz (s.a.v.), muhatabın onurunu koruyan, kalbi incitmeyen bir dil kullanmıştır. Hz. Âişe’nin naklettiği üzere; Nebî (s.a.v.) iki seçenek arasında bırakıldığında, günah olmadığı sürece her zaman kolay olanı tercih ederdi. Bu, bir yöntem ahlâkıdır.
İmam Gazâlî Hazretleri, İhyâ-u Ulûmi'd-Dîn adlı eserinde tebliği, "kalplerin kurtuluşu için en büyük ibadet" olarak niteler. Çağımızda tebliğ, sadece kürsülerden hitap etmekten ibaret değildir. Bugünün dünyasında bir Müslüman şu metodları izlemelidir:
* Dijital ve Görsel Dil: Günümüzde tebliğ; sosyal medyadaki dürüst bir duruş, bir tasarımın estetiği veya bir videonun samimiyetidir. Hikmet, çağın araçlarını hayır yolunda kullanmayı gerektirir.
* Entelektüel Derinlik: Sorulara sığ cevaplar vermek yerine; ilimle donanmış, akıl ve kalbi birleştiren derinlikli bir dil inşâ etmeliyiz.
* Örnek Şahsiyet (Temsil): Sözün bittiği yerde "hâl" başlar. Bir komşunun hakkını gözetmek, trafikte sabırlı olmak veya işini en iyi şekilde yapmak; bugün binlerce vaazdan daha etkili bir tebliğdir.
Tebliğ, sözden ziyade hâl ile yapılır; çünkü insanlar söylenenlere değil, yaşanılanlara ve davranışlara itibar eder. Bu nebevî metot bizlere şunu öğretir: Tebliğ, zorlama değil, sevgiyle kalpleri fethetmektir. Peygamberimiz'in şefkati; bizlere şiddet yerine merhameti, kabalık yerine nezâketi mîras bırakmıştır.
Sert dil, sosyal medya linçleri ve tekfirci üslup; tebliğe hizmet etmediği gibi İslâm'ın itibarını da aşındırır. Nebevî ölçü; kılıçla değil kalemle ve güzel ahlâkla gönüllere girmektir. İmam Gazâlî’nin buyurduğu gibi: "İnsanların kalplerine girmeyen söz, kulaklarından öteye geçmez."
Eğer bugün İslâm’ın mesajı kalplere ulaşmıyorsa, dönüp kendi dilimizin sertliğine ve yaşantımızın eksikliğine bakmalıyız.
Mithat Güdü