Bir pazar sabahıydı... Ankara’nın Karlı Sokak’ı, plastik patlayıcı C-4’ün yırtıcı sesiyle sarsıldığında, sadece bir araba değil, Türkiye’nin aydınlık geleceği de hedef alınmıştı. O gün Ankara’da güneş sanki hiç doğmadı; suikast haberi milyonların yüreğine alev alev düşerken, sadece bir gazeteci değil, bir halkın vicdanı susturulmak istendi.

Uğur Mumcu, kalemini kimseye kiralamayan, "sıradan" olmayı reddeden bir isimdi. Onu meslektaşlarından ayıran en keskin çizgi, hiçbir tereddüt duymadan, göğsünü gere gere "Atatürkçüyüm ve Kemalistim" diyebilmesiydi. O, Kemalizm’in sadece bir geçmiş hatırası değil; modernleşme, çağdaşlaşma ve tam bağımsızlık ideolojisi olduğunu biliyordu.
Cumhuriyet’i kuran bu iradeyi hazmedemeyen, gecenin puslu karanlığından beslenen cihatçı ve yobaz sürülerinin kalleşçe bir suikastına kurban gittiğinde henüz 51 yaşındaydı.
33 Yıllık Bir Boşluk ve Bitmeyen Mücadele
Bugün aradan geçen 33 yıla rağmen (yazınızın üzerinden geçen zamanla birlikte), Mumcu’nun eksikliği her geçen gün daha derinden hissediliyor. Yaşasaydı 84 yaşında olacak olan bu cesur kalem, tıpkı katledilen diğer Atatürkçü aydınlarımız gibi, tarihin alçakça sayfalarına değil, halkın sönmeyen hafızasına kazındı.
Onun cenazesi, Türkiye'nin dört bir yanından gelen yurtseverlerin Ankara’da oluşturduğu devasa bir "aydınlanma seli"ne dönüştü.
Yıllar öncesinden bugün yaşayacağımız tehlikeleri öngören Mumcu; canı pahasına savunduğu fikirleriyle hâlâ milyonlara rehberlik etmeye devam ediyor. Onu "Uğur Mumcu" yapan ve bugün bile güncelliğini koruyan o sarsılmaz beyanı, bir manifesto gibi kulaklarımızda çınlıyor:
"Ben Atatürkçüyüm... Ben Kemalistim... Ben Cumhuriyetçiyim...
Ben laikim... Ben anti-emperyalistim... Ben tam bağımsız Türkiye’den yanayım... Ben insan hakları savunucusuyum... Ben terörün karşısındayım... Ben; yobazların, hırsızların, vurguncuların, çıkarcıların düşmanıyım!"
Bugünden Bakınca: İndirilmiş Din mi, Uydurulmuş Din mi?
Onun katillerinin beslendiği karanlık, bugün hala farklı biçimlerde karşımızda duruyor. Uğur Mumcu’nun "Vurun, parçalayın; her parçamdan benim gibiler doğacaktır!" haykırışı, bugünün çürümüş zihniyetine karşı en büyük barikattır.
Günün en acı sorusu ise şudur: Biz nasıl oldu da Allah’ın kelamı olan, adaleti ve ahlakı emreden "İndirilmiş Din "den; cemaat ve tarikatların elinde oyuncak olmuş, siyasi çıkarlara alet edilen o "Uydurulmuş Din" kıskacına düştük? Türk milleti olarak Kur’an’ın aydınlığından sapıp, bu çürümüş zihniyetin karanlığına nasıl sürüklendik?
Uğur Mumcu, bu sorunun cevabını hayatıyla veren bir Kalpaksız Kuvayı Milliyeciydi.
Onu ve bu toprakları canı pahasına savunan tüm Cumhuriyet şehitlerimizi saygı, özlem ve rahmetle anıyorum. Işıklar içinde uyu cesur kalem... Senin parçalarından doğanlar, bıraktığın bayrağı hala elinde tutuyor.
Ali Berham ŞAHBUDAK Cumhuriyetçi Aydınlanma Partisi Kurucu Genel Başkanı