Rafet Ulutürk

Kim Bizi Bizden Koruyacak? Oyunu satan da alan da aynı çürümenin parçasıdır

13.03.2026 09:54:00


Bulgaristan’da oyların satıldığı, alındığı konuşuluyor. Bu iddialar ilk duyulduğunda çoğu insanın verdiği tepki aynı oluyor: öfke, şaşkınlık, kınama. Ama meseleye yalnızca “alan” tarafından bakmak, gerçeğin sadece yarısını görmek olur. Çünkü bir oy satın alınıyorsa, orada yalnızca satın alan değil, satmayı kabul eden de vardır. Ve bu gerçek, sorunu daha derin, daha acı ve daha tehlikeli hale getirir.

Asıl mesele bir zarfın içine atılan oyun kaç paraya el değiştirdiği değildir. Asıl mesele, insanın kendi iradesine hangi noktada fiyat biçmeye başladığıdır. Çünkü oy, sadece sandığa atılan bir tercih değildir. Oy; insanın sözü, vicdanı, haysiyeti ve geleceğe bıraktığı emanettir. İnsan oyunu sattığında sadece bir siyasi tercihi elden çıkarmaz; kendi ağırlığını, toplumsal güveni ve çocuklarının yarınını da eksiltir.

Bugün birçok yerde insanlar artık parayı yalnızca bir ihtiyaç değil, hayatın tek ölçüsü haline getirmiş durumda. Geçim sıkıntısı, ekonomik baskı, güvensizlik, umutsuzluk ve “nasıl olsa hiçbir şey değişmez” düşüncesi, bazı insanları en temel demokratik hakkını bile pazarlık konusu yapmaya itiyor. Bu durum elbette sadece bireysel zaaf diye açıklanamaz. Yoksulluk, dışlanmışlık ve çaresizlik, insanın direncini aşındırır. Fakat yine de acı olan şudur: Yoksulluk insanı zorlayabilir, ama vicdansızlığı meşrulaştıramaz. Çünkü her zor durumda ahlak sınavı daha da büyür.

Sorun sadece oyunu satan seçmenle de sınırlı değildir. Daha da vahim olan, seçim bürolarında, parti teşkilatlarında STK"karda ya da sandık çevresinde görev alan bazı kişilerin temsil ettikleri değerleri bir kenara bırakıp kendi hesabını yapabilmesidir. Bir partiyi, bir davayı, bir siyasi görüşü temsil etmek; sadece rozet taşımak değildir. Temsil, sadakat ister. Sorumluluk ister. Dürüstlük ister. Eğer bir insan temsil ettiği yapıyı menfaati için satıyorsa, orada artık siyasi krizden öte bir karakter çöküşü vardır. Böyle bir çöküş yaşandığında, partiler tabela olarak kalır, ilkeler ise duvarda asılı bir slogandan ibaret olur.

Burada durup kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor: Biz neredeyiz? Hep suçlayacak birilerini mi arıyoruz? Sadece siyasetçileri, partileri, sistemi, devleti mi konuşacağız? Herkesin başına bir polis mi dikeceğiz? Her sandık başına bir gözetmen, her seçim bürosuna bir kamera, her mahalleye bir kontrol mekanizması mı kuracağız? Kurulsun. Yine de yetmez. Çünkü insan bozulduğunda, en sıkı denetimin bile arasından geçecek bir yol bulur. Kanun korku yaratabilir, ceza caydırabilir, kontrol geçici düzen sağlayabilir; ama bunların hiçbiri insanın içindeki vicdanın yerini tutamaz.

Aslında en ağır gerçek de burada yatıyor: Toplumları ayakta tutan şey sadece yasalar değildir. Yasalar, ancak onları taşıyacak ahlak varsa işler. Seçimler, ancak onur varsa anlam taşır. Demokrasi, ancak vatandaş iradesini satılık bir mal görmüyorsa güçlüdür. Kâğıt üstünde kurulan bütün sistemler, insanın içi boşaldığında birer kabuğa dönüşür. Bu yüzden mesele sadece seçim güvenliği değil, toplumun ruh sağlığı meselesidir.

Bugün hepimiz başka birinden dürüstlük bekliyoruz. Seçmenden, siyasetçiden, görevli memurdan, parti temsilcisinden, komşudan, devletten... 
Ama insanlık tam da burada kaybediyor: Herkes temiz bir toplum istiyor, fakat temizliğe önce kendi elini sürmek istemiyor. Herkes değişim talep ediyor, ama değişimin bedelini önce başkasının ödemesini bekliyor. Oysa gerçek değişim yukarıdan gelen bir emirle değil, içeriden gelen bir utanma duygusuyla başlar.

Bir toplumun kaderini büyük nutuklar değil, küçük vicdanlar belirler. Oyunu satmayan bir seçmen, aslında sadece kendini değil, ülkesini de korur. Görevini dürüst yapan bir sandık görevlisi, sadece prosedürü değil, halk iradesini de korur. Menfaati önüne geldiğinde geri duran bir parti temsilcisi, sadece partisini değil, siyasetin itibarını da korur. Bunlar küçük gibi görünen ama aslında bir ülkenin omurgasını ayakta tutan tavırlardır.

Bugün geldiğimiz noktada en ürkütücü olan şey, kötülüğün büyüklüğü değil; normalleşmesidir. İnsanların “herkes yapıyor”, “zaten düzen böyle”, “bir kereden ne olur” diyerek çürümeyi sıradanlaştırmasıdır. İşte asıl tehlike budur. Çünkü kötülük bağırarak değil, alışkanlık gibi yerleşerek büyür. Bir gün oy satmak normalleşir, ertesi gün güven satılır, sonra sadakat, sonra adalet. En sonunda toplum, kendisini ayakta tutan değerleri kaybettiğini fark eder ama artık iş işten geçmiş olur.

Bu yüzden bugün verilmesi gereken mücadele sadece seçim günü verilen bir mücadele değildir. Bu, insanı yeniden insana hatırlatma mücadelesidir. Vicdanı yeniden uyandırma mücadelesidir. Çocuğuna temiz bir gelecek bırakmak isteyen herkesin önce kendi elini kirletmemesi gerektiğini anlama mücadelesidir. Çünkü kirli ellerle temiz yarın kurulmaz.

“Kim bizi bizden koruyacak?” sorusu bu yüzden çok yakıcıdır. Bu soruya devlet, polis, kamera, yasa ya da parti tek başına cevap olamaz. Elbette hukuk işlemeli, denetim güçlenmeli, suç cezalandırılmalıdır. Ama bunların hepsi ancak bir yere kadar korur. İnsanı en çok koruyan şey, kendi içinde taşıdığı sınırdır. O sınır kaybolduğunda dışarıdaki bütün duvarlar anlamsızlaşır.

Belki de bu sorunun tek dürüst cevabı şudur: Bizi yine biz koruyacağız. Başka yolu yok. Dünya, insan düzelmeden düzelmez. Toplum, birey arınmadan arınmaz. Sandık, vicdan sağlam olmadıkça temiz kalmaz. O yüzden herkes önce kendinden başlamalı. “Ben satılmayacağım. Ben eğilmeyeceğim. Ben doğru olanı savunacağım” diyebilen insanların çoğaldığı gün, yalnız seçimler değil, hayat da değişmeye başlayacaktır.

Çünkü bir ülkeyi seçim sonuçlarından önce, insanların karakteri belirler. Ve karakter bozulduğunda en büyük tehlike dışarıdan değil, içeriden gelir.

İstersen bunu şimdi bir daha sert gazete köşe yazısı üslubuyla ya da daha edebi ve çarpıcı başlıklı bir sürüme dönüştüreyim.


Yeni Trafik Cezaları Hakkında Bilgilendirme!

Erzurum’un Prangalarını Kırdığı Gün: 108. Yıl Gururu Havuzbaşı’nda Kutlandı

Başkan Oral , 12 Mart Erzurum’un Düşman İşgalinden  Kurutuluşu ve İstiklal Marşının Kabulü Münasebetiyle Bir Mesaj Yayımladı

Rektör Hacımüftüoğlu’yla başlayan “Öğrencilere Ramazan Jesti”nde bir adım daha: "Işıklı Yol" gelenekselleşti…

Alperenlerden gönül sofrası…

LİDER ERZURUMSPOR'A İSTANBUL'DA ŞOK

12 MART'IN IŞIĞI ERZURUM'UN HÜRRİYET'E KAVUŞTUĞU GÜNDÜR

YAKUTİYE'NİN ÇOCUKLARI TÜRKİYE ŞAMPİYONASI YOLUNDA...

ERZURUM: U-14 YAŞ TÜRKİYE ŞAMPİYONASINA EV SAHİPLİĞİ YAPIYOR...

BÜYÜKŞEHİRİN GENÇLERİ ZİRVEDE

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.GALATASARAY A.Ş. 25 19 2 4 41 61
2.FENERBAHÇE A.Ş. 25 16 0 9 32 57
3.TRABZONSPOR A.Ş. 25 16 3 6 22 54
4.BEŞİKTAŞ A.Ş. 25 13 5 7 15 46
5.RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ 25 12 7 6 17 42
6.GÖZTEPE A.Ş. 25 11 5 9 10 42
7.KOCAELİSPOR 25 9 10 6 -3 33
8.SAMSUNSPOR A.Ş. 25 7 7 11 -3 32
9.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. 25 7 9 9 -3 30
10.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş. 25 7 9 9 -10 30
11.CORENDON ALANYASPOR 25 5 8 12 -4 27
12.NATURA DÜNYASI GENÇLERBİRLİĞİ 25 6 12 7 -6 25
13.TÜMOSAN KONYASPOR 25 5 11 9 -10 24
14.HESAP.COM ANTALYASPOR 25 6 13 6 -15 24
15.İKAS EYÜPSPOR 25 5 13 7 -17 22
16.KASIMPAŞA A.Ş. 25 4 12 9 -15 21
17.ZECORNER KAYSERİSPOR 25 3 11 11 -27 20
18.MISIRLI.COM.TR FATİH KARAGÜMRÜK 25 3 17 5 -24 14

YAZARLAR