19 Ocak’ı 20 Ocak’a bağlayan gece…
1990 yılının o soğuk Ocak gecesinde Bakü’nün sokaklarına yalnızca tanklar girmedi; acı, yas ve insanlık utancı da girdi. Sovyetler Birliği’ne bağlı Kızıl Ordu, Azerbaycan’ın başkentine ağır silahlarla girerek tarihe Kara Ocak (Qara Yanvar) olarak geçen bir katliama imza attı.
Resmî gerekçeler ne olursa olsun, geriye kalan gerçek değişmedi:
Silahsız siviller hedef alındı.
Kadınlar, çocuklar, yaşlılar kurşunlandı.
Tanklar, insanların üzerine sürüldü.
Ama o gece ezilemeyen bir şey vardı: Azerbaycan halkının iradesi.
Bakü uyumuyordu. Sokaklarda özgürlük isteyen insanların sesi vardı. O ses, kurşunlarla susturulmak istendi. Fakat her şehit, bir korku değil; bir uyanış oldu. Kara Ocak, Sovyet yönetiminin gücünü değil, çöküşünü ilan ettiği gecedir.
Çünkü bir millete tankla hükmedilemeyeceği o gece tüm dünyaya gösterildi.
Kara Ocak, yalnızca bir katliam değil; Azerbaycan’ın bağımsızlığa giden yolunda ödediği ağır bedelin adıdır.
O bedel, kısa bir süre sonra kazanılacak özgürlüğün temelini oluşturdu.
Bugün Sovyetler Birliği tarihin sayfalarında yoktur; ancak Azerbaycan bağımsız, egemen ve onurlu bir devlet olarak ayaktadır.
Bu gerçek, Bakü sokaklarında can verenlerin boşa ölmediğinin en açık kanıtıdır.
Azerbaycan Türkü, o gece yalnızca meydanları değil, insanlığın vicdanını da savundu.
Hür iradeyi seçti, bedelini ödedi ve tarih sahnesinde başı dik yerini aldı. Kara Ocak şehitleri, yalnızca geçmişin acısı değil; bugünün özgürlüğüdür.
Bugün Azerbaycan bayrağı dalgalanıyorsa, o bayrağın renginde Kara Ocak’ta dökülen kanın izi vardır. O yüzden bu bayrak yalnızca bir kumaş değil, bir yemin, bir hatırlayıştır.
Kara Ocak şehitlerini rahmetle, minnetle ve dualarla anıyoruz.
Can Azerbaycan’ın hürriyet mücadelesini saygıyla selamlıyoruz.
Ve bir kez daha haykırıyoruz:
Bir kere yükselen bayrak, bir daha inmez.