Toplumumuzda sıkça duyduğumuz; “Alın yazım buymuş”, “Kader mahkumuyum”, “Kısmetten ötesi olmaz” veya “Ne yapayım, kaderim böyleymiş” gibi ifadeler, çoğu zaman iradeyi devre dışı bırakan birer sığınak olarak kullanılır. Sorumluluktan kaçmanın en zahmetsiz yolu, hataların faturasını "kadere" kesmektir. Oysa İslâm inancında kader; bir mahkûmiyet zinciri değil, Allah’ın sonsuz ilmi ile insanın özgür iradesi arasındaki muazzam dengedir.
Kader ve Kaza Kavramlarını Doğru Anlamak
* Kader: Allah’ın ezelî ilmiyle her şeyi bir ölçüye bağlaması ve takdir etmesidir.
* Kaza: Bu ilâhî takdirin vakti geldiğinde fiilen gerçekleşmesidir.
Kaderi bir "plan", kazayı ise o planın "uygulanması" olarak tanımlayabiliriz. Allah, zaman ve mekândan münezzeh olduğu için bizim hangi yol ayrımlarında hangi tercihi yapacağımızı ezelden bilir; işte bu ilâhî bilgi kaderdir. Bu bilginin zamanı gelince gerçekleşmesi ise kazadır.
Buradaki en kritik nokta şudur: Allah’ın bir şeyi önceden bilmesi, kulun o işi yapmaya zorlanması (cebir) anlamına gelmez. İslâm düşüncesinde "İlim mâluma tâbidir." Yani Allah, siz yapacağınız için bilir; O bildiği için siz yapmak zorunda kalmazsınız. Bir astronomun, ay tutulmasının saatini önceden hesaplayıp defterine not etmesi, ayı tutulmaya zorlamaz. Ay, kendi yörüngesinde döndüğü için tutulur; astronom ise sadece bu gerçeği önceden "bilmektedir."
“Kaderim Böyleymiş” Mazereti Geçerli midir?
Hata yapmış, yanlış yollara sapmış veya günah işlemiş bir insanın “Benim kaderim böyleymiş, ne yapsam boş” demesi, en hafif tabirle iradeye hakarettir. İslâm inancına göre insan, rüzgârın önündeki kuru bir yaprak değildir. Bize bahşedilen cüz-i irade, hayat direksiyonunun bizim elimizde olduğunun kanıtıdır. Kur’an-ı Kerim bu gerçeği net bir şekilde ortaya koyar:
"İnsan için ancak çalıştığı vardır." (Necm Sûresi, 39)
"Şüphesiz ki bir toplum kendi durumunu değiştirmedikçe, Allah da onların durumunu değiştirmez." (Râ’d Sûresi, 11)
Eğer insan sadece bir figüran olsaydı; cennet ve cehennemin, ödül ve cezanın hiçbir anlamı kalmazdı. İradenin varlığı, sorumluluğu da beraberinde getirir.
Bağımlılıklar ve "Kaderim Böyleymiş" Yanılgısı
İçki, kumar veya uyuşturucu gibi felaketlerin pençesine düşen birinin "Kaderim böyleymiş" diyerek teslimiyet göstermesi, ilâhî adalete bir bühtandır. Elbette çevresel faktörler ve imtihanlar ağır olabilir; ancak o kapıyı ilk açan ve ilk adımı atan kulun kendi iradesidir.
İslâm âlimleri bu durumu şöyle açıklar: Allah kötülüğe razı olmaz ancak kulun seçimi doğrultusunda o fiili yaratır. Dinimizde sorumluluk, akıl ve iradeyle başlar. Eğer irademizi karanlık yollarda kullanmayı seçmişsek, bunun dünyevî ve uhrevî sonuçlarına karşı “Ben seçtim” diyebilecek dürüstlüğü göstermeliyiz. Bilerek uçurumun kenarına yürüyen kişi, düştüğünde haritayı suçlayamaz.
Müslüman Toplumlardaki Temel Yanlışlar ve Hz. Ömer’in Duruşu
Bugün İslâm coğrafyasında görülen en büyük yaralardan biri, kaderin bir "pasiflik ve tembellik" aracı olarak görülmesidir.
* Tedbirsizliği Tevekkül Sanmak: Gerekli önlemleri almadan "Allah kerîm" demek kader değil, ihmalkârlıktır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), devesini salıverip "Allah'a tevekkül ettim" diyen bedevîye şu tarihi uyarıyı yapmıştır: "Önce deveni bağla, sonra tevekkül et!" (Tirmizi)
* Kaderden Kadere Kaçmak: Şam’da vebâ salgını olduğunu duyunca şehre girmekten vazgeçen Hz. Ömer’e, "Allah’ın kaderinden mi kaçıyorsun?" diye sorulduğunda o muazzam cevabı vermiştir: "Allah’ın kaderinden yine Allah’ın kaderine kaçıyorum."
Bu, insanın tedbir alarak daha hayırlı bir kadere yönelme sorumluluğuna işarettir.
* Suçu Kadere Atmak: Kendi hatalarımızın, zulümlerimizin ve kul hakkı ihlâllerimizin faturasını Allah’ın yazdığı kadere kesmek, büyük bir samimiyetsizliktir. Nisâ Sûresi 79. âyette buyrulduğu gibi: "Başına gelen her iyilik Allah’tandır, her kötülük ise kendindendir."
Kader Değişir mi? (Kaza-i Muallak)
Kader kavramını, insanın elinin kolunun bağlı olduğu bir hapisane gibi görmek İslâm düşüncesindeki en büyük yanılgılardan biridir. Bu anlayış, insanı robot seviyesine indirger ki bu da "imtihan" sırrıyla çelişir. İslâm inancına göre kader iki kısımdır:
* Kaza-i Mübrem: Kesinleşmiş ve değişmez takdirdir (Doğum yeri, ecel vakti gibi).
* Kaza-i Muallak: Şarta bağlı olan, kulun duâ ve amellerine göre şekillenen kaderdir.
Kaza-i muallak, bir tür "şartlı yazılım" gibidir: "Eğer kulum şu duâyı ederse veya şu iyiliği yaparsa sonucu şöyle, yapmazsa böyle olacak" şeklindeki bir takdirdir.
Hadis-i şerifte belirtilen "Kaderi ancak duâ geri çevirir" ifadesi, kulun aktif çabasının sistemin bir parçası olduğunu gösterir. Sadaka ömrü uzatır veya belayı defeder; çünkü o sadaka, zaten o belanın kalkması için "şart" olarak kader levhasına işlenmiştir.
İrade ve Sorumluluk: İmam Gazâlî ve İbn Kayyim’in Yaklaşımı
İmam Gazâlî, insanın iradesini "iki uçlu bir yol" olarak tanımlar. Allah insana seçme kabiliyeti (Cüz-i İrade) vermiştir. Bakara Sûresi 286. âyetteki "Allah kimseye gücünün yettiğinden fazlasını teklif etmez" ilkesi, sorumluluğun sadece bizim "seçebildiğimiz" alanlarda olduğunu kanıtlar. Biz bir şeyi tercih ederiz, Allah da o tercihimizi yaratır. Yani fiili yaratan Allah olsa da, seçimi yapan ve sorumluluğu üstlenen insandır.
İbn Kayyim el-Cevziyye ise kaderi pasif bir bekleyiş değil, bir aksiyon alanı olarak görür. Ona göre açlık bir kaderdir, yemek yemek de o kaderi değiştiren başka bir kaderdir. İnsan, "Kaderimde ne varsa o olur" diyerek köşesine çekilmez; aksine en iyi sonucu elde etmek için elinden geleni yapar ve sonucu Allah'a bırakır.
Yaşanan Üzücü Bir Olaydan Sonra "Takdir-i İlâhî" Demek Doğru mu?
Evet, yaşanan her olay nihayetinde Allah’ın bilgisi ve izni dahilinde gerçekleştiği için "takdir-i ilâhî"dir. Ancak bu ifadeyi kullanma amacımız, îmânî ve ahlâkî sorumluluğumuzu belirler.
* Tedbirsizliğin Mazereti Olmaz: Bir trafik kazasında ihmâl (hız, alkol, teknik kusur) varsa, bunu "kader" diyerek geçiştirmek adalete aykırıdır.
* İhmâl Varsa "Taksir" Vardır: Eğer bir kaza birinin hatasıyla gerçekleşmişse buna sadece kader denmez; aynı zamanda "taksir" (kusur) denir. Kişi kendi iradesiyle bu hatayı işlemiştir ve hem hukûkî hem de mânevî olarak sorumludur.
* Teselli Boyutu: "Takdir-i ilâhî" ifadesinin en doğru yeri, tüm tedbirler alınmasına rağmen engel olunamayan sonuçlardır. Tüm kurallara uyan birinin yaşadığı görünmez kaza bir teslimiyet vesîlesidir; kişiyi psikolojik yıkımdan korur ve sabrı kolaylaştırır.
Doğru Kader Anlayışı
Kader; hataların bahanesi, zulmün kılıfı veya tembelliğin mazereti değildir. Kader, imtihanın adıdır. Gerçek mümin şu üç ilkeyi bir arada yürütür:
* Gayret: Elinden geleni yapar; bağımlıysa tedavi olur, sorun varsa çözüm arar.
* Duâ ve Amel: İradesini güçlendirmek için Allah’a yönelir.
* Tevekkül: Sonucu Allah’a bırakır; ne ümitsizliğe düşer ne de kibre kapılır.
“Kaderim böyleymiş” demek kolaydır; asıl olan “Kaderimin yönünü güzelleştirmek için bugün bir adım atacağım” diyebilmektir.
Kader, iradeyi yok eden bir hapishane değil; onu anlamlı kılan ilâhî bir yol haritasıdır. Bu haritayı doğru okuyanlar, hem dünyada huzur bulur hem de âhirette kurtuluşa erer.