Amerikan basını son haftalarda Donald Trump’ı yeniden manşetlere taşıdı. Ancak bu kez tartışılan konu yalnızca Amerikan iç siyaseti değil; Trump’ın dünya barışına yönelik tavrı ve yarattığı küresel gerilim potansiyeli.
Trump, Amerika için bir “güç sembolü” olabilir; fakat dünya için bu güç çoğu zaman istikrarsızlık ve tehdit anlamına geliyor. Çünkü Trump’ın siyaset anlayışı, diplomasiden çok gösteriye, diyalogdan çok dayatmaya dayanıyor.
Forbes’un yayımladığı son anketlerde halkın büyük bir bölümü, Trump’ın dış politika hamlelerini “riskli” olarak nitelendiriyor. Özellikle Venezuela’ya yönelik operasyon söylemleri, Amerikan halkının dahi endişe ile karşıladığı bir duruma dönüşmüş durumda. Guardian gazetesi, Trump’ın bu tarz eylemlerine “medya alkış tutmamalı, sorgulamalı” diyerek dikkat çekiyor.
Dünya dengeleri artık hassasiyet üzerine kurulmuşken, Trump’ın sert üslubu ve tek taraflı çıkışları küresel diplomasiyi zorluyor. Time dergisine göre Trump’ın 2026 seçimleriyle ilgili “iptal” imasında bulunması bile demokratik değerler açısından alarm niteliğinde.
Bir lider düşünün; kendi ülkesinde seçim meşruiyetini tartışma konusu yapıyor. Bu durum yalnızca Amerika’yı değil, dünya demokrasilerinin güven algısını da sarsıyor.
Trump’ın bu tutumu, müttefik ülkelerde endişe, rakiplerinde ise fırsat duygusu oluşturuyor. Çünkü kaos, küresel güçlerin en sevdiği zemin. Trump, “önce Amerika” sloganını tekrarlarken aslında “dünyayı belirsizliğe” sürüklüyor.
Ekonomideki sert korumacılık politikaları, ticaret savaşlarını tetikliyor. Diplomasi yerine tehdit dili kullanmak, barışı değil, tedirginliği büyütüyor. Amerikan halkının bir kısmı onu “ülkesini savunan lider” olarak görse de, dünya bu lideri küresel istikrar için öngörülemez bir risk olarak değerlendiriyor.
Bugün birçok ülke, Trump’ın açıklamalarına göre pozisyon almak zorunda kalıyor. Bu da uluslararası siyaseti ortak akıldan uzaklaştırıp kişisel reflekslerin gölgesine itiyor.
Trump, Amerikan halkı için bir lider; ama dünya için, barışın üzerine çöken bir sis.
Sonuç olarak; Trump Amerika’yı büyütmek isteyebilir, fakat bunu dünyanın huzuru pahasına yapmaya kararlı görünüyor. Ve bu kararlılık, insanlığın geleceği açısından en ciddi tehditlerden biri haline geliyor.
Amerikan halkı Trump’a oy verirken kendi çıkarını düşünüyor olabilir. Ancak dünya, bu tercihin yankılarını sınırlarının çok ötesinde hissediyor.
Trump’ın politikaları, Amerika’yı güçlendirirken, barışın dilini zayıflatıyor.
Bugün Trump’ı konuşmak, aslında dünyanın kaderini konuşmaktır. Çünkü bazen bir liderin tek bir sözü, milyonların huzurunu belirler.




