SABAHATTİN İSMAİL
Rum yönetimi başkanı Hristodulidis,
İsrail Başbakanı Netanyahu ve Yunanistan Başbakanı Mitsotakis, uzun bir aradan sonra, 22 Aralık 2025'de Kudüs’te buluştular.
Onları biraraya getiren esas sebep,
Türkiye-KKTC aleyhine, YAYILMACI bir ortak hedefe sahip olmalarıdır
*
Rum yönetimi, KKTC'yi yok etmek, Türk askerini adadan çıkarmak, egemenliğini tüm adaya yaymak ve Kıbrıs Türk Halkının da eşit payı bulunan Doğu Akdeniz'deki enerji alanlarına tek başına çökmek istemektedir...
*
Yunanistan, bir Doğu Akdeniz ülkesi olmamasına karşın, Doğu Akdeniz'e inmek, Türkiye'nin BM'de tescil ettiği Kıta Sahanlığı Sınırlarını (MAVİ VATAN) ve Libya-Türkiye Deniz Yetki Alanlarını Sınırlandırma Anlaşmasını yok etmek, Türkiye'yi güneyinden de kuşatmak ve uzun vadede, MEGALİ İDEA HEDEFİ içinde olan Kıbrıs'ı ilhak ederek ENOSİSİ gerçekleştirmeyi hedeflemektedir.
Böylece, 1923'de Lozan'da tesis edilen ve 1959-1960 Zürih ve Londra Anlaşmaları ile Kıbrıs'a da teşmil edilen TÜRK-YUNAN DENGESİNİ kendi lehine bozmak istemektedir.
*
Siyonist emellere sahip olan İsrail de, sözde VAAT EDİLMİŞ TOPRAKLAR ( ARZ-I MEVUD) içinde gördüğü Dicle ve Fırat'a kadar olan ülke topraklarını yutmak, Doğu Akdeniz enerji kaynaklarına sahip çıkmak, ARKA BAHÇESİ olarak gördüğü Kıbrıs'ı Türkiye'den koparmak, Türkiye'yi Doğu Akdeniz'den ve enerji kaynaklarından dışlamak, KKTC 'yi yok edip Türk askerini adadan çıkarmak, tüm Kıbrıs'a çökmek, MAVİ VATAN sınırlarını yok etmek istemektedir .
*
Görüldüğü gibi, SİYONİST ARZ-I MEVUD ülküsü ile Yunan MEGALİ İDEA/ ENOSİS ülküsü örtüşmektedir...
Hedefleri de düşmanları da ortaktır.
Bu ortak düşman ise Türkiye ve KKTC 'dir, TÜRKLÜKTÜR.
İşte onları biraraya getiren bu hedef ortaklığıdır!
TÜRK DÜŞMANLIĞINDAN SİYONİZMİN KÖLESİ OLDULAR
İsrail, Yunanistan ve Rum yönetiminin yayılmacı hedefleriyle Türk düşmanlıklarını kendi yayılmacı hedefleri için kullanmaktadır.
Çünkü nihai hedefi, Türkiye'yi adadan çıkardıktan sonra, tüm Kıbrıs'a ve tüm Doğu Akdeniz'e çökmektir.
Şimdi ittifak yapsa bile, İsrail 'in onlarla herhangi bir şeyi paylaşma niyeti yoktur..
Nitekim Rum yönetimine destek olma bahanesi ile, şimdiden güneye 20 bin nüfus yığmıştır. .
İsrail ile Rum yönetimi arasında günde 27, haftada 189 uçak seferi yapılmaktadır.
Radikal dinci, siyonist Yahudi tarikatı CHABAD güneyde süratle gettolaşmaktadır
Şimdiden on binlerce dönüm toprak almışlardır ve almaya devam etmektedirler..
İsrail, Rum ordusunu da kendine bağımlı hale getirmiştir...
Rum ordusuna askeri eğitim vermekte, birlikte deniz, kara, hava tatbikatları yapmakta, gelişmiş teknolojik silahlar vermekte, güneye gelişmiş hava savunma sistemleri konuşlandırmaktadır
İsrail savaş uçakları ve helikopterleri Rum hava alanlarını kullanmaktadır.
MOSSAD Rum yönetiminin iliklerine kadar girmiş ve güneyi tümüyle kontrol eder hale gelmiştir
Özetle, Türk düşmanlığından gözleri kararan Rum yönetimi, İsrail yardımıyla egemenliğini tüm adaya yayma hayalleri kurarken, tüm ülkesini İsrail'e kaptırmıştır. Ve artık, ciğerlerine kadar geçen SİYONİZMİN kanlı çengelinden kurtulma olasılığı kalmamıştır...
*
Benzer bir akıbet Yunanistan'ı da beklemektedir.
SİYONİST İsrail güney Kıbrıs'taki hegemonyasını/ hakimiyetini iyice pekiştirdikten sonra, Türkiye'ye karşı birlikte mücadele etme örtüsü altında Yunanistan'a da çökecektir, çökmektedir.
Bunun için Avrupa'daki Yahudi sermayesini ve kendi silah sanayiini kullanmaktadır.
Bu yolda, istediği gibi kullandığı ABD emperyalizminden de destek almaktadır.
AKEL ve Yunanistan Komünist partileri bu gerçeği gördükleri için şimdiden yoğun uyarılar yapmakta ve siyonist tehlikeye işaret etmektedir.
Ne ki, tepki ve uyarıları sadece sözde kaldığı, sokağa inmedikleri ve eyleme geçmedikleri için, çok etkisiz kalmaktadırlar.
Özetle, Rum-Yunan ikilisinin Türkiye ile işbirliği ve dostluk ilişkisi kurmak yerine SİYONİZM İLE GERDEĞE GİRMEYİ TERCİH ETMELERİ, ÇOK UZAK OLMAYAN BİR ZAMANDA, ASKERİ, EKONOMİK, SİYASİ BAĞIMSIZLIKLARINI YİTİRMELERİ VE SİYONİZMİN KULLANIŞLI BİR APARATI OLMALARI SONUCUNU DOĞURACAKTIR.
Bu gidişi görmemek için ya kör, ya aptal, ya da siyonizme hizmet eden ETKİ AJANI olmak gerekir...
ALDATICI PROJELERİNE DEĞİL, RADİKAL ÖNLEMLERE ODAKLANMALIYIZ
Yukarıda özetlediğim nedenlerle "ŞER İTTİFAKI" olarak nitelediğim İsrail-Rum-Yunan ittifakı, bizi oyalamak, kararlılığımızı test etmek ve enerjimizi boşa harcamak için gerçekleşmesi mümkün olmayan ortak projeler ortaya atmaktadır.
Bunlardan biri, Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC) projesidir.
22 Aralık'taki üçlü zirvede konuşan Siyonist katil Netanyahu, bu projeyi ilerleteceklerini söylemiştir...
Bunun, "İsrail, Kıbrıs, Yunanistan üzerinden Asya ve Avrupa arasında deniz, demiryolu, boru hattı, enerji boru hattı ve kablo bağlantısı sağlayacak bir proje olduğunu" açıklamıştır.
Devamla, "bu çabaların bir parçası olarak, üç ülkemiz ile Avrupa ve Arap Yarımadası arasında elektrik enerjisi işbirliğini sağlayacak ve nihayetinde Asya'ya da bağlanabilecek büyük deniz bağlantısını geliştireceğiz. Bu IMEC koridorunun iskeletini oluşturuyor, bunu ilerleteceğiz" demiştir
Bu, gerçekleşmesi, birçok nedenle mümkün olmayan büyük bir uydurmadır.
Rum-Yunan ikilisini bu uydurmalarla avucunun içine almakta ve tam bir Yahudi tüccar zihniyetiyle onlara hayal satmaktadır.
Türkiye'nin onayı olmadan bu konuda ilerlemeleri asla mümkün değildir...
Netanyahu devamla, "yapay zeka, siber güvenlik ve ileri araştırmalarda işbirliğini derinleştireceklerini, Yunanistan ve Rum yönetimiyle birlikte bölgenin geleceğini en ileri teknolojilerle şekillendireceklerini, İsrail, yüksek teknoloji şirketlerinin Kıbrıs ve Yunanistan'a akın ettiklerini, güvenlik ve savunma işbirliklerini geliştireceklerini" de söylemiştir...
Karşısında, Türk düşmanlığından gözü dönen 2 tane aptal bulunca, dilinin kemiği yok, söyler tabii...
Bence bunların tümü, SİYONİST NETANYAHU'nun Rum yönetimi ve Yunanistan'a çökmesini perdeleyen, Türkiye'nin ise dikkatini dağıtmayı ve panik yaratmayı hedefleyen psikolojik harekat söylemleridir.
Bizim bilmemiz ve emin olmamız gereken husus, SİYONİZMİN kontrol ettiği bu ŞER İTTİFAKININ esas hedefinin, Türkiye'yi Kıbrıs'tan çıkarmak, KKTC’yi yok etmek, tüm adaya hakim olmak, Türkiye'yi güneyden de kuşatmak, MAVİ VATANI yok etmek ve Doğu Akdeniz'deki enerji kaynaklarına çökmek olduğudur.
Bunu anladığımızda hangi önlemleri almamız ve neyi tahkim etmemiz gerektiği de ortaya çıkar.
HANGİ ADIMLARI ATMALIYIZ?
Bu bağlamda en önemli husus, Kıbrıs ve Doğu Akdeniz'deki meşru hak ve çıkarlarımızı korumakta SON DERECE KARARLI OLDUĞUMUZU, KIBRIS VE DOĞU AKDENİZ'DEN ASLA VAZ GEÇMEYECEĞİMİZİ, BUNUN İÇİN HERŞEYİ GÖZE ALDIĞIMIZI, ATACAĞIMIZ CESUR ADIMLARLA ONLARA GÖSTERMEKTİR.
Bu kararlılığımızı onlara gösterecek önlemler şunlardır:
1- Türkiye- KKTC arasında Savunma İşbirliği Anlaşması imzalanmalıdır. Yunanistan ile Rum yönetimi arasında ORTAK SAVUNMA DOKTRİNİ vardır. Rum yönetimi ABD, İsrail, Fransa ile de savunma işbirliği anlaşmaları imzalamıştır. Bunların Garanti Anlaşmasına aykırılığı açık olmasına karşın önleyemediğimize göre, bizim de aynı adımı atmamız artık kaçınılmaz hale gelmiştir.
2- Bu anlaşma çerçevesinde Türkiye'ye resmen, KALICI, DENİZ, HAVA, KARA ÜSLERİ VERİLMELİDİR. İskele'de inşa edilen deniz üssü ve Geçitkale SİHA üssü bu anlaşma kapsamına alınmalıdır. Karpaz'da kara üssü buna eklenmelidir.
3- Kıbrıs'ta iki devlet temelinde bir barış ve işbirliği anlaşması için Rum yönetimine 3 aylık bir süre verilmelidir.
İki devletin işbirliğine dayalı bir anlaşmayı kabul etmemesi halinde , Türkiye ile KKTC arasında MONAKO MODELİ TEMELİNDE ÖZERK DEVLET ANLAŞMASI İMZALANMALIDIR. BUNA GÖRE KKTC, DIŞİŞLERİ, GÜVENLİK VE ENERJİ KONULARINDA TÜRKİYE'YE BAĞLI ÖZERK DEVLET olmalıdır.
Benzer bir anlaşma Monako ile Fransa arasında olmasına karşın Monako, BM üyesi, AB ile bağımsız ilişkileri olan, birçok ülkede Büyükelçiliği bulunan EGEMEN VE TANINMIŞ bir devlettir. MONAKO MODELİ, KKTC’NİN TANINMASINA, BM ÜYESİ OLMASINA, ULUSLARARASI KURULUŞLARA ÜYELİĞİNE VE BÜYÜKELÇİLİK AÇMASINA ENGEL DEĞİLDİR.
4- KKTC egemenlik sınırları içindeki Maraş, yatırımlara açılmalıdır. Türkiye ve KKTC aleyhine bir ŞER İTTİFAKI içinde yer alan ve sürekli düşmanlık üreten, silahlanan, emperyalist güçlere üsler veren Rum yönetiminin gün gele Maraş'ı alacağı umutları yerle bir edilmelidir
5- Rum yönetiminin, sözde " tüm Kıbrıs'ın tek meşru hükümeti " sıfatıyla AB Dönem Başkanlığını alacağı 1 Ocak 2026'dan itibaren, Rum lideri ile her türlü diyalog ve Şubat ayı içinde planlanan 5+1 görüşmeleri askıya alınmalıdır
6- Rum yönetiminin tüm Kıbrıs'ı temsil etmediği gerçeğinin kör gözlere sokulması için, AB baskısıyla, uzun bir süredir askıya alınan TC-KKTC ORTAKLIK KONSEYİ Toplantısı, AB dönem başkanı olacakları Ocak ayında yeniden yapılmalıdır
7- Doğu Akdeniz'deki meşru hak ve çıkarlarımızdan vaz geçmeyeceğimizi göstermek için KKTC kıta sahanlığı içinde sondajlara yeniden başlanmalıdır
8- Türkiye-KKTC arasında MEB anlaşması imzalanmalı ve MEB sahamız içindeki meşru haklarımız kararlılıkla savunulmalıdır
9- Rum yönetiminin Suriye ile deniz yetki alanları sınırlandırma anlaşması imzalamak için büyük bir çaba içinde olduğu dikkate alınarak, bir an önce, Suriye ile deniz yetki alanları sınırlandırma anlaşması imzalanmalıdır
10- Rum yönetimi ile federasyon kurulacağı ve onlara verecek toprak kalması hayali ile durdurulan eş değerde mülk dağıtımı, yeniden başlatılmalı ve güney göçmenleri elinde kalan 5 milyar puan sıfırlanmalıdır.
KARARLILIK GÖSTERMEK ŞART
İsrail-Rum yönetimi-Yunanistan'ın Türkiye'yi Kıbrıs ve Doğu Akdeniz'den atmak ve KKTC 'yi yok etmek için attıkları her adıma, bu adımlardan birkaç tanesiyle yanıt vermek şarttır.
Onların saldırgan, dışlayıcı, provokatif stratejilerine karşı, kendi savunma mevzilerimizi tahkim etmezsek, KKTC'yi ve Doğu Akdeniz'deki meşru haklarımızı savunmada kararlı olmadığımız izlenimi verilecektir.
Bu adımları atmak, SAVUNMA MEVZİLERİMİZİ TAHKİM ETMEKTİR
Bu önlemleri adım adım hayata geçirmek KARARLILIK GÖSTERİSİ açısından yaşamsal önemdedir.




