Yorumlar (0)

"Düşüncenin mecrası"


İslam Düşüncesinde Kadının Yeri


Elif Lale Kırcaoğlu

İslam, kadını ne erkeğin gölgesinde anlam kazanan bir varlık olarak görür ne de değerini biyolojik işlevlere indirger. Aksine Kur’an, insanın değerini takvâ, ahlak, irade ve sorumluluk bilinci üzerinden tanımlar. Bu çerçevede, bazı kadınların zengin, ünlü veya yaşlı ama “güçlü” addedilen erkeklerin himayesine yönelmesini yalnızca bireysel tercih ya da fıtri eğilimlerle açıklamak mümkün değildir. Bu durum, İslam’ın ruhuyla değil; kültürel olarak İslamileştirilmiş ataerkil kalıntılarla ilgilidir.

Dolayısıyla, kadına verilen değerin kaynağı:

Statü Değil, Kulluk Bilincidir..

Kur’an açıkça şunu söyler:

“ Allah katında en değerliniz, O’na karşı en takvalı olanınızdır. ” (Hucurât, 13)

Bu ayet, kadın-erkek ayrımı yapmaksızın, değerin kişisel ahlaki seviye ile belirlendiğini ortaya koyar. Dolayısıyla kadının değerinin, bir erkeğin serveti, şöhreti ya da toplumsal gücü üzerinden tanımlanması İslami değil, cahiliye geleneğinin modern bir versiyonudur.
İslam’da evlilik, “güce yaslanma” değil ; sekinet(huzur),meveddet (sevgi) ve
rahmet (merhamet) üzerine kuruludur.
(Rum, 21).
Güçlü erkeğe yaslanarak değer kazanma” fikri, İslam’ın değil; ataerkil kültürün ürünüdür. 
 İslam, kadını, kendi malına sahip olabilen, akdi iradesi olan, ticaret yapabilen, itiraz edebilen, gerektiğinde boşanma talep edebilen bir özne olarak tanımlar.
Statü ve çıkar temelli birliktelikler, bu ilahi maksadın dışına düşer.
Hz. Hatice’nin (r.a.) ekonomik bağımsızlığı, Hz. Aişe’nin (r.a.) ilmî otoritesi, İslam’ın kadını edilgen değil fail bir özne olarak gördüğünün tarihsel delilleridir.

Kadını “ korunması gereken zayıf varlık” olarak kodlayıp onu erkeğe mahkûm eden anlayış, dini değil ideolojiktir.
Kadının değerini yaş ve doğurganlık üzerinden ölçmeye çalışan söylemler, İslam’ın insana bakışıyla bağdaşmaz. 
Kur’an’da kadın: anne olduğu için değil,
insan olduğu için değerlidir. Kaldı ki annelik, en ulvi bir değerdir.
Kadın, değerini bir erkeğin gücünden değil, Allah’la kurduğu bilinçli ilişkiden alır.

Evlilik, güvenlik satın alma mekanizması değil; iki ahlaki öznenin sorumluluk ortaklığıdır.

Erkek, kadının efendisi değil; emanet bilinciyle sorumlu olan eşidir.
Kadının ayakta durabilmesi bir “ tehdit ” değil, adaletin gereğidir.
Doğurganlık bir nimet olabilir; fakat bir ölçüt değildir. Nitekim Kur’an’da çocuğu olmayan ama Allah katında yüksek mertebeye sahip kadınlar anılır. Değeri biyolojiye indirgemek, insanı ruhundan koparmaktır ki bu İslami değil, materyalist bir yaklaşımdır.

Peki, 
Asıl Doğru Olan Nedir?

İslami açıdan doğru olan şudur: Kadın, değerini bir erkeğin gücünden değil, Allah’la kurduğu bilinçli ilişkiden alır. 
Evlilik, güvenlik satın alma mekanizması değil; iki ahlaki öznenin sorumluluk ortaklığıdır. Erkek, kadının efendisi değil; emanet bilinciyle sorumlu olan eşidir.
Kadının ayakta durabilmesi bir “tehdit” değil, adaletin gereğidir.
Bugün “güçlü erkek” miti üzerinden kadını bağımlılaştıran her söylem, ister seküler ister dini kisveyle sunulsun, İslam’ın değil; Orta Çağ zihniyetinin tortusudur.
İslam, kadını erkeğe eklemlenmiş bir varlık olarak değil, ahlaki ve ontolojik olarak bağımsız bir kul olarak tanımlar