Muhammed Hasan Habibullahzade’nin “Türkiye tehdit altında” şeklindeki açıklaması diplomatik teamüller açısından kabul edilemez bir söylemdir. Bir büyükelçinin görev yaptığı ülke hakkında güvenlik tehdidi ima eden ifadeler kullanması, dostane ilişkileri güçlendirmek yerine kamuoyunda endişe ve siyasi gerilim oluşturur. Türkiye’nin güvenliği başka ülkelerin diplomatlarının yorumlarıyla değil, kendi devlet kurumları tarafından belirlenir. Bu nedenle söz konusu açıklama diplomasi diliyle bağdaşmamaktadır ve gerekli diplomatik tepki verilmelidir.
The statement by Muhammed Hasan Habibullahzade claiming that “Turkey is under threat” is unacceptable within diplomatic norms. When an ambassador makes remarks implying security risks about the country where he serves, it does not contribute to stability but instead creates political tension and public concern. The security of Turkey is determined by its own institutions, not by the commentary of foreign diplomats. Therefore, such remarks contradict the principles of diplomacy and require an appropriate diplomatic response.
Orta Doğu’da yükselen gerilimler üzerine Muhammed Hasan Habibullahzade tarafından yapılan “Türkiye tehdit altında” açıklaması, sıradan bir değerlendirme değil; diplomatik sınırları zorlayan bir söylemdir.
Bir büyükelçinin görevi, bulunduğu ülkede korku üretmek ya da tehdit ima eden bir dil kullanmak değildir. Diplomasi, krizleri büyüten değil, azaltan bir mekanizmadır. Bu nedenle bir diplomatın görev yaptığı ülke hakkında güvenlik tehdidi vurgusu yapması, diplomatik nezaketin ve devletler arası saygının açık bir ihlalidir.
Türkiye bölgesel gelişmeleri okuyamayacak bir devlet değildir. Türkiye’nin güvenliği, askeri stratejisi ve dış politikası; yabancı diplomatların yorumlarına göre şekillenmez. Türkiye Cumhuriyeti, kendi güvenlik mimarisini kurabilecek kapasiteye sahip güçlü bir devlettir.
Üstelik bu açıklama yalnızca bir analiz olarak görülemez. Bir diplomatın ağzından çıkan her cümle devletini temsil eder. Bu nedenle kullanılan dil, yalnızca kişisel bir yorum değil, aynı zamanda siyasi bir mesaj niteliği taşır.
Eğer bir diplomat görev yaptığı ülkede “tehdit” kavramını gündeme getiriyorsa, bu durum ya diplomatik sorumluluğun ihmal edildiğini ya da kamuoyu algısını yönlendirmeye yönelik bilinçli bir tercih yapıldığını gösterir. Her iki ihtimal de kabul edilebilir değildir.
İran ile Türkiye arasında tarih boyunca rekabet kadar iş birliği de olmuştur. Ancak devletler arası ilişkilerde saygı esastır. Saygının olmadığı yerde diplomasi değil, propaganda konuşur.
Bugün yapılması gereken şey son derece açıktır. Türkiye’nin egemenliğine ilişkin yorum yapma hakkı hiçbir yabancı diplomata ait değildir. Diplomatik misyonların görevi, görev yaptıkları ülkede istikrarı ve diyaloğu desteklemektir; tehdit imalarıyla gündem oluşturmak değildir.
Bu nedenle Türkiye’nin diplomatik ciddiyetini korumak adına gerekli tepkinin verilmesi şarttır. Diplomasi, sınırları olan bir alandır. O sınırlar aşıldığında, devletler de gerekli cevabı verir.
Türkiye güçlü bir devlettir. Güçlü devletler tehdit diliyle değil, saygı diliyle konuşulmasını bekler.
İran’ın Türkiye Büyükelçisi Muhammed Hasan Habibullahzade derhal görevinden ayrılmalıdır.
Serdar Şahin
7 Mart 2026