
Sünnî Müslümanların en büyük düşmanı İran’dır. Bu, bugünün işi değil; tarihin derinlerinden gelen, kanla yazılmış bir hesaptır. İran’ın derdi liderliktir, saltanattır, hilâfettir. Çünkü o, İslamiyet’le tanışmadan evvel de bir dünya gücüydü; Ahameniş ve Sasani mirasıyla yoğrulmuş, tahtında Bizans’ı titreten bir imparatorluktu. Ancak kaderin cilvesine bakın ki İslâm’ın sancaktarlığı önce Arapların, sonra "Müslüman Türk" milletinin eline geçtiğinde, Pers medeniyeti kendi topraklarında siyasî bir durgunluğa itildi. Liderlik Türk’ün eline geçti ve cihan çapındaki ilk Türk devleti doğdu: Selçuklular!
Selçuklu İmparatorluğu’nun başkentini bugün Tahran’ın hemen yanı başındaki Rey şehri yapması, tesadüfi bir yerleşim kararı değildi. Bu, Türklerin İslâm dünyasının liderliğini tescillediği bir mühürdü. Tam 300 yıl boyunca İran topraklarında Türk mührü basılı kaldı. Dönemin Acem toplumu nerede kaldı? Yönetilen sınıf, parya konumuna düştü. Asker Türk’tü, sultan Türk’tü, zafer Türk’ündü. İşte bugünkü İran stratejisinin derinliklerinde yatan temel motivasyon (itici güç), bu üç asırlık 'ikinci sınıf vatandaşlık' psikolojisinin tarihsel intikamını alma arzusudur.
Sonra Osmanlı sahneye çıktı. Ehl-i sünnetin bayraktarı oldu, hilâfeti devraldı. İran’ın intikam ateşi o anda alevlendi. Türk sultası altından kurtulmak için Şiiliği benimsedi; bu dînî bir tercih değil, düpedüz siyasî bir darbeydi! Safevî Şâhı İsmail’in 1501’de Şiiliği devlet dîni ilan etmesi, Osmanlı’nın Sünnî gücünü kırmak içindi. Çaldıran’dan başlayarak yüzyıllarca süren kanlı çatışmalar bunun kanıtıdır.
Peki, bugün? İran, kendi bünyesindeki milyonlarca Türk nüfusun –Azerbaycanlı, Kaşkay, Türkmen– Anadolu ve Orta Asya ile gönül bağını koparmak adına, onları "Acem’den daha Acem" bir Şii kimliğine büründürmüştür. Bu, bir milletin birliğini bozmaya yönelik en sofistike asimilasyon projelerinden biridir. Kendi içindeki Türk varlığını bile Anadolu’dan ve Türk dünyasından uzaklaştırmak için her şeyi yapmışlardır.
Bugün İran’ın Lübnan’dan Yemen’e, Suriye’den Irak’a uzanan faaliyetlerini sadece "din kardeşliği" üzerinden okumak saflık olur. Karşımızda;
Selçuklu’nun rövanşını almak isteyen,
Osmanlı’nın hilâfet mirasını kendi "velâyet-i fâkih" (Şii inancında masum imamın yokluğunda din hukuku bilgininin, yani fâkihin, toplumu yönetme yetkisi) sistemiyle ikâme etmeye çalışan,
Bölgedeki Türk etkisini kırmak için her türlü kaosu meşru gören bir akıl vardır.
"Masum İmam" Kavramı
"Masum imam" kavramı, Şia inancının (özellikle Caferîlik/İmamiye) temel yapı taşlarından biridir. Bu kavramı en yalın hâliyle şu şekilde açıklayabiliriz:
Şii inancına göre "Masum İmam"; İslâm Peygamberi Hz. Muhammed’in vefatından sonra Müslüman topluma liderlik etmek üzere Allah tarafından tayin edildiğine inanılan, günah işlemekten ve hata yapmaktan korunmuş (ismet sıfatına sahip) kişidir.
Kimleri Kapsar?
Şiiliğin ana kolu olan "On İki İmam" inancında bu makamda bulunan kişiler şunlardır:
Hz. Ali (İlk İmam)
Hz. Hasan
Hz. Hüseyin
...ve Hz. Hüseyin’in soyundan devam eden diğer dokuz imam.
Neden "Masum" Denir?
Bu inanca göre imamlar;
* İsmet sıfatına sahiptirler; yani ne kasten ne de sehven (yanlışlıkla) hata yaparlar.
* Kur’an’ın bâtınî (gizli) anlamlarını ve İslâm hukukunu en doğru şekilde bilen tek otoritedirler.
* Vahiy almazlar (çünkü peygamber değillerdir) ancak ilâhî bir ilham ve bilgiyle donatılmışlardır.
On İkinci İmam (Muhammed el-Mehdi) küçük yaşta "gaybet"e girmiş (insanların gözünden gizlenmiş) ve bir gün tekrar döneceğine inanılmaktadır. O dönene kadar toplumun başsız kalmaması için onun yetkilerini kullanacak olan din hukukunda uzman bir bilginin (fâkih) devleti yönetmesi fikri, bu teorinin temelidir.
İran, İslâm dünyasındaki kardeşlik bağlarını güçlendirmek yerine Sünnî-Şii kutuplaşmasını derinleştiren bir faktördür. Hamaney, Şii dünyasının dînî liderliği makamında otururken kendi ideolojisini ve mezhebini her şeyin üzerinde tutan bir strateji izlemiştir. Kendi inancına tabi olanları koruma adı altında bölgesel bir güç savaşı yürütmüş; Afrika’nın en ücra köşelerinden Orta Doğu’nun kalbine kadar mezhep yayılmacılığı uğruna milyarlarca doları feda etmekten çekinmemiştir. Ancak bu "korumacılık", ne yazık ki İslâm dünyasının bütününe yönelik bir kucaklaşmayı değil, derin bir ayrışmayı beraberinde getirmiştir.
Söz konusu Sünnî Müslümanlar olduğunda vicdanın ve kardeşliğin yerini derin bir ötekileştirme almıştır. Bu bakış açısı, sadece siyasî rekâbetle sınırlı kalmamış; Suriye’deki Saydnaya Hapishanesi gibi zulmün merkezlerinde binlerce namuslu kadının iffetine el uzatan Baas rejimine verilen sınırsız destekle somutlaşmıştır. İnsanlık onurunun ayaklar altına alındığı, cesetlerin makinelerde preslendiği vahşet düzenine "stratejik ortaklık" adına sessiz kalınmış, hatta lojistik zemin hazırlanmıştır.
İşte tam burada ilâhî adalet devreye girer. Kur’an-ı Kerim’de En’âm Sûresi 129. âyette Rabbimiz buyurur:
"İşte biz, kazandıkları günahlar sebebiyle zalimlerin bir kısmını diğer bir kısmına böyle musallat ederiz."
Allah bir zalimin canını bir başka zalimin eliyle alır. Bugün başkalarına zulmedenlerin yarın benzer bir akıbetle karşılaşmayacağının hiçbir garantisi yoktur. Mazlumların âhı üzerine kurulan saltanatlar eninde sonunda yıkılmaya mahkûmdur. Zalimlerin canı elbet bir gün alınacaktır. Ecelin kimin eliyle, ne zaman geleceği ise takdir-i ilâhîdir. Şüphesiz ki Allah, her şeyin en doğrusunu bilendir.
Bütün bunları söylerken şunu özellikle vurgulamak isterim: Bu tarihî gerçekleri ortaya koymak, ABD ve İsrail’in İran’a saldırısını meşru gördüğümüz anlamına gelmez, gelmemelidir. Amacımız asla savaş çağrısı yapmak değildir; amacımız tarihî gerçekleri ortaya koymaktır. Geçmişini bilmeyen, geleceğinden emin olamaz.
Ey Türk milleti! Ey Sünnî İslâm’ın yiğit evlatları!
Milletin birliğini ve dirliğini korumanın yolu, bu tarihsel sürekliliği doğru okumaktan geçer. İran’ın bin yıllık hesabı bitmemiştir ama Türk’ün şânı, tarihin en büyük cevabıdır. Uyanık olalım, birliğimizi bozdurmayalım. Çünkü bu millet, bir kez daha liderliği hak ediyor ve Allah’ın izniyle tarihini yeniden yazacaktır!
Mithat Güdü
Emekli İmam Hatip ve Gazeteci -Yazar