Yorumlar (0)

Ali Berham Şahbudak


İNANDIĞI DAVAYA ADANMIŞLIK: BİR KARAKTER MESELESİ


"Ben bir dava adamıyım" diyen bir insan için hayat; bir hedefe tüm duygu ve düşünceleriyle yoğunlaşmak ve o hedefi yaşamın tek gerçek anlamı olarak görmektir. Ancak bu kavramın altını nasıl doldurduğumuz, kişisel adanmışlığın ötesinde toplumsal bir kaderi de belirler.

Ülkemizde, eşsiz önderimiz ve dünya dâhisi Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün ebediyete intikalinden sonra geçen 87 yılda, ne yazık ki "sisteme bağlılık" yerini "insana bağlılığa" bırakmıştır.

Atatürk’ün kurduğu çağdaş ve modern Cumhuriyet, gücünü şahıslardan değil, kurumların işleyişinden ve sistemin sürekliliğinden almalıydı.

Eğer 87 yıldır siyasetimizi kişilere değil, sisteme dayalı yapsaydık; bugün yüz yıllık Cumhuriyetimiz, Atatürk’ün işaret ettiği muasır medeniyetler seviyesine ulaşmış; teknoloji, eğitim ve kalkınma alanında dünyanın ilk 10 ülkesi arasına girmiş olurdu.

Ne var ki, özellikle Adnan Menderes hükümetiyle başlayan süreçte, devrimle kurulan bu Cumhuriyet, sistem dışı ve kişiye bağlı politikalarla yeniden bir belirsizliğe itilmiştir. Bu durum, Türkiye’nin 20. yüzyılın getirdiği atılımları ıskalamasına neden olan bir karanlığın kapısını aralamıştır.

Adanmışlık ve Bağlılık Arasındaki İnce Çizgi

Bu noktada "adanmışlık" ile "bağlılık" arasındaki kavramsal farkı doğru tahlil etmek gerekir. İlk bakışta birbirine çok yakın görünen bu iki kelime, aslında derin anlam farkları barındırır. Bağlılık; daha çok duygusal bir sadakati, bir sevgiyi ya da dini bir aidiyeti (aşk veya ibadet gibi) temsil eder.

Adanmışlık ise bireyin üstlendiği bir görevi, uğruna mücadele ettiği ideolojik bir amacı ve sarsılmaz bir disiplini ifade eder. Dava adamı, bir kişiye körü körüne "bağlı" olan değil, bir sisteme ve ideale "adanmış" olandır.

Che Guevara ve 1964 BM Haykırışı

Bu adanmışlığın dünya tarihindeki en somut örneklerinden biri, Küba Devrimi'nin simge komutanı Ernesto Che Guevara'dır.

Che’nin 1964 yılındaki efsanevi Birleşmiş Milletler konuşması, tam da bu "dava" ruhunu özetler. Che Guevara, emperyalizmin kalbinde, başta ABD olmak üzere sömürgeci güçlerin temsilcilerinin gözlerinin içine baka baka tam bağımsızlık davasını haykırmıştır.

Onun bu özgüveni, bir şahsa olan sadakatinden değil, inandığı davanın haklılığına duyduğu mutlak adanmışlıktan geliyordu. 
O gün BM kürsüsünde yankılanan ses, sadece bir devrimcinin değil, davasıyla bütünleşmiş bir karakterin manifestosuydu.

Sonuç Olarak Dava Adamı Kimdir?

Bir bireyin savunduğu siyasi düşünce, kendi karakteriyle ve eylemleriyle örtüşmüyorsa, o birey asla gerçek bir "dava adamı" olamaz. İnandığını iddia eden birinin, önce ideolojik bir doku uyumuna ve toplumun genelinden daha yüksek bir fikri özgürlüğe sahip olması gerekir. Siyasi iletişim süreci, sadece ortak değerlerin vurgulanması değil, bu değerlerin bir yaşam biçimine dönüşmesiyle anlam kazanır.

Kısacası; "ben bir dava adamıyım" diyen kişi, her şeyden önce inandığı değerlere ihanet etmemelidir. Yolun zorluklarına karşı mücadele azmine sahip, bilgili, sabırlı, kararlı ve istişareye önem veren bir karaktere sahip olmalıdır. Ekibine karşı vefalı ve dürüst, davasına karşı ise korkusuz ve fedakâr olan kişi gerçek adanmışlığı yakalamış demektir.

Ali Berham ŞAHBUDAK Cumhuriyetçi Aydınlanma Partisi Kurucu Genel Başkanı