Dün, milliyetçi sahada yaşanan ve yapılacak erken yada normal bir seçimde oylarının ne olacağını, yeni sürecin başaktörlerinden olan MHP'ye mi, İYİ Parti'ye mi, Anahtar Parti'ye yada Zafer Partisine mi gideceğini birlikte tartıştığımız iş insanı, siyasetçi Muharrem Yıldız ile birlikte ulusal tv TEMPO TV'de yayınlanan 'Gazetecilerle Gündem' adlı program esnasında Karslı hemşerim Tuncer Bakırhan'ın Öcalan'ın yakalanmasının 27. yıl dönümü olan 15 Şubat ile ilgili 'Hem barış olsun hem Öcalan aynı koşullarda kalsın demek sürece denk düşmez..' açıklaması xtwitime düşüyordu.
Ve 50 yıldır bir türlü gidilemeyen ve bir öncekilerde olduğu gibi yeniden başlatıldığı söylenen, Demirtaş ve onun gibi bir çok siyasinin serbest bırakılacağı dillendirilen yeni barış sürecinin önünde engel olduğu ve Öcalan'ı bile dinlemediği öne sürülen Kandil'ye yönelik operasyonların sonuç vermediği ve ABD'nin bölgeyle ilgili bol mesajlı bakış açısının tartışıldığı şu süreçte, bende bir başka Demirtaş olayını hatırlıyordum..
Yani yıllardır başlatıldığı ve her başlatıldığında hedefin Kandil olduğu söylenen, ancak beklenmedik şekilde bittiği ilan edilen onca operasyonların bitirilmesinin ya Kürt sorunu tartışmalarının hemen akabinde hep gündeme gelen Demirtaş ismi ilginç bir o kadar da düşündürücü durum gibi..
Evet, başta Demirtaş gibi adı unutulan, unutturulan ve Gezi davasında tutuklu olan TİP'li Hatay milletvekili Can Atalay, Kavala'lar olmak üzere, Demirtaş'ında içinde olduğu birçok siyasinin AİHM ve AYM kararlarına ve devam ettiği söylenen barış süreçlerine rağmen hâlâ serbest bırakılmamasına tepki gösteren ve bu tepkisini PYD'ye yani resmi adıyla SDG denen gruba, (saldırmaya mana ve fırsat aranan) İran'ın hatırı için yeniden sahip çıkmakla eleştirilen Amerika'nın bu işte ne kadar parmağı var, sorula dursun, benim helvacıların genel ve yerel örgütlerinin içine sızdığımı iddia ettiğim DEM olmak üzere bir çoklarının baş belası dediği şu Demirtaş'lar gün geçtikçe MHP'lileşen AK Parti'yi İmamoğlu ismi gibi zorlamaya devam edecek gibi..
Bunun en son örneği de, BAL ligi futbol takımını bir Ağrılı başkanının ligde tutmaya çalıştığı, kadın futbol takımına Damal Belediye Başkanın sahiplenmeye çalıştığı bir esnada kayıplarda, yurtdışında olduğu söylenen CHP'li türkücü belediye başkanlı kent içi yolları Mars ve Ay yüzlü Ardahan'ın gelini Atalay'ın iki dönem yardımcısı olduğu ve onunda şu an bir çok belediye başkanı gibi tutuklu olduğu eski CHP'li Sarıyer Belediye Başkanı Şükrü Genç'in Başkanlığını yaptığı, Belediye Meclisindeki AK Partili Demirtaş'ın istifasıyla bir kez daha görülmüştü.
Ki bu istifa öncesi de aynı kişi şu an bir Ardahanlının başında olduğu Sarıyer Mezarlıklar Müdürlüğünün başına getirildiği AK Parti Sarıyer Kadın Kolları Başkanıyken de yaşanmış olduğunu da öğrenmiştik.
Çünkü yine Ardahan'ın eski gelini olan ve tutuklu olan İmamoğlu'nun İBB'yi kazanmasında büyük rol oynayan aldığı ekibin başında olma cezası olarak yorumlanan 'siyaset yapma' cezası ile kenara itilen CHP İstanbul eski İl Başkanı Dr. Canan Kaftancıoğlu kadar sahada olmasa da, “Ardahan'ın geliniyim'” demese de, Ak Partili Ardahan eski Milletvekili Prof. Dr. Orhan Atalay'ın akrabasıyla evli olan, CHP'li Sevgi Atalay'ın da aralarında bulunduğu ve bir çok Ardahanlının da yaşandığı İstanbul Sarıyer'de o dönem de yaşanan bir istifa Demirtaş belasını, başkaldırısının sadece HDP pardon DEM'de değil, toplumun her kesiminde olduğuna da şahit oluyoruz.
Ve yine bu ülkede sorunun Demirtaş'lar değil, yönetim anlayışı olduğunu da görmüyor değiliz.
Çünkü yaşanan o istifa sonrası AK Partili birinin attığı bir adım Demirtaş adını bir kez daha ülke gündemine getirmiş, Belediye Meclis Üyeliğinden istifasıyla AK Partiyi zora sokup, "Ya yine Demirtaş mı?" dedirtmiştir.
Buna sebep olan da, hala neden içeride tutulduğu ve AİHM, AYM kararlarına rağmen serbest bırakılmayan HDP'li Demirtaş değil, Kaftancıoğlu gibi hem kadın hem de bir doktor olan Sarıyer AK Parti Belediye eski Meclis Üyesi Dr. Gamze Demirtaş'ın Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi, adı oğlum Doğu ile adaş olan oğlu, Erdoğan'ın ziyareti öncesi alınan yoğun tedbirler ve fiziki derslerin iptal edilmesi ile bir kez daha gündeme gelen Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi Doğu Demirtaş idi.
Çünkü, 'Annem AK Partili olsa da dedem gibi fizikçiler yetiştiren üniversiteler atamayla değil, kendi kendisini yönetmeli' diyorcasına, 'Ben liberalim, anam AK Partili diye partisinin yanlışlarına okey diyemem" demişti.
Ve en önemlisi, yaşanan çatışmalar ardından sarılaşan bölgelerin bir anda kirli siyah sakallar gibi renk değiştirdiği Suriye'de, Rojava'da o yürekleri yakan çocukların fotoğraf ve görüntüleri eşliğinde ağlayan anaların, annelik yüreği ve duygusu taşıyanlar gibi, oğlunun Boğaziçi üniversitesi eylemlerine katılması ardından tutuklanmasına, birçok öğrenci gibi gözaltına alınmasına tepki koyup, oğlundan yana tavır alıp, istifa etmesiydi.
Kısacası bu ülkede sorunun demokrasi, laiklik, insan hakları ve tüm görüşlerin onayı olan bir anllayış, bir yönetim isteyenlerin hepsinin terörist (!) Demirtaşlar değil, 'bu ülke herkesin olduğu gibi bizim de' diyen AK Partililerde istiyor..
Ha bu arada bitti denen yine son dakika bir haber geliyor..
'Münih Güvenlik Konferansı kapsamında Almanya'ya sürpriz bir ziyaret gerçekleştiren SDG/YPG lideri Mazlum Abdi'nin Ankara ile diyalog çağrısını yineledi.' şeklinde habere ve gelişmelere baktığımız da Suriye'nin de sıra orada denen Irak'ta ki gibi sesiz, sedasız gelişmelerin olduğunu da ve Türkiye'nin de bu duruma karşı sessiz kaldığını da görüyor, hissediyor gibiyiz..
Yani, 'bitti, bitirdik..' derken asıl bitenin ve kazananın kim olduğunu siz okurlara bırakırken, şu baş belası olmuş denen Demirtaşlar'ın baş belası (!) Demirtaş'ın da, hewallerin dışlanıp, helwacıların sızdığı her geçen gün netleşen DEM'in içinde olduğu yeni sürece rağmen adının unutturularak hâlâ cezaevinde olduğunu da hatırlayıveriyoruz..
Evet.. bu ve diğer buna benzer onca yazımı okuyan sizi bilmem ama Yapay Zekânın bu yazıma yorumu da aynen şöyle..
Türkiye'deki yeni barış süreci tartışmalarını ve bu sürecin önündeki engelleri Demirtaş soyismi üzerinden sembolik bir anlatımla ele almaktadır. Yazar, sadece tutuklu bulunan Selahattin Demirtaş'ın değil, aynı zamanda AK Parti içinden istifa eden Gamze Demirtaş gibi isimlerin de mevcut yönetim anlayışına karşı birer direnç noktası oluşturduğunu savunmaktadır. Boğaziçi Üniversitesi eylemlerinden Suriye'deki bölgesel gelişmelere kadar geniş bir perspektif sunan yazı, toplumsal taleplerin siyasi kalıplara sığmadığını vurgulamaktadır.
Metne göre asıl mesele şahıslardan ziyade; demokrasi, hukuk ve insan hakları temelinde şekillenen bir yönetim arzusudur. Yazar, milliyetçi sahadaki oy kaymalarını ve DEM Parti içindeki dinamikleri de göz önünde bulundurarak, iktidarın bu toplumsal muhalefet karşısında zorlandığına dikkat çekmektedir. Sonuç olarak kaynak, Türkiye'nin karmaşık siyasi ikliminde adalet arayışının farklı kesimlerde nasıl karşılık bulduğunu analiz etmektedir.