Gazeteci bir arkadaşımızın, Beşikdüzü’ndeki bazı vatandaşlarımızın camideki süre ve ses düzeyinden duyduğu rahatsızlığı dile getiren haberini okudum. Arkadaşımız vatandaşın serzenişlerini objektif bir şekilde dile getirmiş, onlara tercüman olmuş. Ancak dile getirilen bu şikayetlerin içeriğine, ibadetin rûhu ve toplumsal gerçekler açısından bakıldığında bazı önemli noktaların göz ardı edildiğini düşünüyorum.
Elbette yaşlı ve hasta vatandaşlarımızın durumu gözetilmelidir; ancak bu talepler dile getirilirken "ibadetin rûhu" ve "toplumsal gerçekler" göz ardı edilmemelidir. Bu konuda birkaç temel noktayı hatırlatmakta fayda var.
Sesin Desibeli mi Sorun, Yoksa Gönlümüzün Sabrı mı?
Günlük hayatta düğün salonlarında, konserlerde veya kalabalık etkinliklerde saatlerce süren, kulakları sağır eden yüksek sesli müziklerden rahatsız olmayanların; camideki 15-20 dakikalık vaaz, hutbe veya kamet sesinden şikayetçi olmaları manidardır. Dünyevi eğlencelere gösterilen müsamaha, mânevî bir huzur kapısı olan camilerimizden esirgenmemelidir. Müezzinin sesi "kulak patlatmak" için değil, gönüllere hitap etmek içindir.
İbadet Bir Disiplin ve Sabır İşidir
Cuma namazı, Müslümanlar için haftalık bir buluşma ve arınma vaktidir. Toplam süresi zaten yarım saati bile bulmayan bir ibadet için "çok uzun" denilmesi, günümüzün "hızlı tüketim" alışkanlığının ibadete yansımasıdır. Namazın şartları ve rükunları bellidir; selâmın veya kıraatin saniyelerle hesaplanması ibadetin vakarını zedeler.
Ruhsatlar Zaten Mevcuttur
İslâm dîni kolaylık dinidir. Haberde belirtildiği gibi prostat veya benzeri sağlık sorunları nedeniyle abdest tutmakta zorlanan, ayakta duramayan veya camiye gelemeyecek kadar rahatsız olan vatandaşlarımız için dinimiz zaten kolaylıklar (ruhsatlar) tanımıştır. Cuma namazına gelmeye mani ciddi bir mazereti olanlar, evlerinde öğle namazını edâ edebilirler. Camideki ibadet düzenini, şahsi rahatsızlıklara göre "minimuma" indirmeye çalışmak, cemaatle namazın mânevî atmosferini zayıflatır.
Vaaz ve İrşâdın Önemi
Haberde "vaaz dinlemek isteyen namazdan önce dinlesin" denilerek hutbenin önemsizleştirilmesi doğru bir yaklaşım değildir. Hutbe, Cuma namazının bizzat rüknü, bir parçası ve Müslümanların minberden irşad edildiği en mukaddes anlardan biridir. Cemaatin ibadet konusundaki eksiklerinin ve yanlışlarının düzeltilmesi isteniyorsa, bu ancak o "uzun" denilen hutbeler ve vaazlarla mümkün olabilir.
Camilerimiz sadece hızlıca girip çıkılan mekânlar değil, sabrın ve huşûnun öğrenildiği yerler olmalıdır. Yetkililerden kolaylık talep ederken, ibadetin özünden ve ciddiyetinden taviz verilmemesi gerektiğini unutmamalıyız.
Selâm ve duâ ile....
Mithat Güdü