Sosyal yardımlaşma ve dayanışmanın pekiştiği, dostluk, sevgi, saygı ve kardeşlik
duygularının güçlendiği bir Ramazan ayını daha idrak etmenin derin duyguları içerisindeyiz.
Rahmet ülkesinden müjdeler getiren ve halk arasında “On bir ayın sultanı” olarak
adlandırılan Ramazan ayının diğer aylara oranla gerek dini gerekse sosyal hayatımızdaki yeri
ve önemi tartışılamaz. Bakara Suresi’nin 185. ayetinde Allah: "Ramazan ayı, insanlara yol
gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak kendisinde
Kuran’ın indirildiği aydır. Sizden her kim bu ayda bulunursa oruç tutsun" diye
buyurarak bu ayın diğer aylardan çok daha farklı olduğunu bildirmiştir.
Sevgili Peygamberimiz Hazreti Muhammed(s.a.s) Ramazan ayı ile ilgili hutbelerinde:
"Ey insanlar büyük ve mübarek bir ay yaklaştı, gölgesi başınızın üstüne düştü. Bu öyle
bir aydır ki, içinde bin aydan daha hayırlı olan “Kadir Gecesi” vardır. Allah o mübarek
ayın gündüzlerinde orucu farz, gecelerinde nafile namazı meşru kıldı. Bu ayda küçük
büyük bir hayır yapan insan, başka aylarda bir farz eda etmiş gibi sevap alır. Bu ayda
bir farzı yapmak, başka aylarda yetmiş farz yerine geçer. Bu ay, Allah için açlık ve
susuzluğun; taat ve ibadetin meşakkatlerine sabır ve tahammül ayıdır. Sabrın karşılığı
da cennettir. Bu ay yardımlaşma ayıdır. Bu ay müminlerin rızkını arttıracak aydır. Bu
ayda her kim oruçlu bir mümine iftar edecek bir şey verirse, yaptığı bu iş günahlarının
bağışlanmasına ve Cehennemden kurtulmasına sebep olur. Oruçlunun sevabından da
hiçbir şey eksilmeden onun kadar sevaba kavuşur.", demek sureti ile bu ayın önemini
belirtmiştir.
İdrak etmekle manevi açıdan sevinç duyduğumuz ve huzur bulduğumuz; “başı
rahmet, ortası mağfiret, sonu da Cehennemden kurtuluş” olarak tanımlanan Ramazan ayı,
sayısız nimetleri ile gönül dünyamızı süsler. Tutulan oruç; bir yandan azim, sebat, kanaat,
metanet ve sabır gibi ahlâkî güzelliklerle bezenmemize diğer yandan da Allah’ın bize
bahşettiği nimetlerin kıymetini bilmemize; bu nimet ve varlıktan yoksun olanları düşünüp
onlara merhamet ve şefkat hisleriyle yaklaşmamıza vesile olur.
Ramazan ayı, kulluk şuurunun daha güçlü olarak hissedildiği mübarek bir zaman
dilimidir. Dolayısı ile müminler bu aydan en iyi şekilde yararlanmayı bilmelidir. Ramazan
ayının gönüllere huzur veren manevî havasını solurken geçmiş de muhasebe edilmeli
kötülüklerden, çirkinliklerden uzak durmanın yolları aranmalıdır. Yapılacak iyiliklerle, hayır
hasenatlarla ve ibadetlerle de Allah’ın rızası kazanılmalıdır.
Ramazan ayında; Kuran’a sarılan, onun emir ve hükümlerini hayatına rehber edinenlere ne
mutlu.
Ramazan ayında; gönül fethine çıkarak gönüller kazananlara ne mutlu.
Ramazan ayında; biri birlerini sevmede yarışan müminlere ne mutlu…
Ramazan ayında; “bölüşürsek tok oluruz; bölünürsek yok oluruz” düsturu ile hareket eden ve
bölüşenlere ne mutlu.
Can, amelin elinde tutsaktır. Canlar, tövbe kapılarının ardına kadar açık olduğu Ramazan
ayında kurtulur, huzura ererler. Ramazan/ Kuran ayında; ameliyle tövbe kapısının eşiğine baş
koyanlara ne mutlu...
Ramazan ayında; nefsini kötülüklerden, fenalıklardan, azgınlıklardan arındırarak yaradılış
gayesinin sırrına yönelenlere ne mutlu…
Ramazan ayında; İslam’ın rahmetle yoğrulmuş; adalet, bilgi ve hikmetle ummanlaşmış
denizinde kulaç atanlara ne mutlu.
Ramazan ayında; Allah rızasını kazanmak için gayret gösterenlere ne mutlu.
Ne mutlu Allah’ın rahmetini ve bereketini dileyenlere…
Ne mutlu gönlünün güneşinin solmaması için bu ayı değerlendirenlere…
Gölgesi üzerimize düşen Ramazan/Kuran Ayı’nın, milletimize, İslâm âlemine ve
gezeğenimize hayırlar getirmesi; insanlığın hidayetine ve barışına vesile olması Cenab-ı
Allah’a arzımız ve niyazımızdır.
Hadi ÖNAL/ 18 Şubat 2026/ Elazığ