Hayırlı bayramlar diyelim mi?
24.03.2026 10:10:00
Hayırlı bayramlar diyelim mi?
Ne garip değil mi?
Bayramlar, takvim yapraklarında kırmızıyla işaretli günler olmanın ötesinde, sanki hayatın o bitmek bilmeyen hızına atılmış birer "es" gibidir.
Daha bir gün geçti ama ikram edilen; özellikle de tatlıların ve şekerlerin tadı damaklarda, çocukların bayramlıklarının heyecanı ise zihinlerde silikleşmeye başladı bile. Peki, tüm bu telaşın, kapı kapı dolaşmanın, uzun telefon konuşmalarının ve sofraların ardından bizden geriye ne kaldı?
Merak eden oldu mu hiç, bir önceki bayramdan bu bayrama nelerde veya nerelerde, hangi farkı yaşadık?
Aslında bayramın en güzel yanı, o curcunanın bittiği ilk sabah hissedilen o garip sessizliktir. Mutfağın mutfağa benzediği, evin eski düzenine döndüğü o an...
İşte tam o anda insan kendine soruyor, bu bayramın tadı damağımda veya yüreğimde hangi hüzne iz bıraktı?
Bir önceki bayramda yanı başımızda olanlar ile bu bayram bizlerden uzaklaşanların ne derdi vardı acaba?
Bir önceki bayramda tokalaştığımız ama bu bayramda bırakın tokalaşmayı sesini dahi duyamadığımız kaç yürek yakanımız yoktu aramızda?
Hatta şimdi düşünen var mıdır, bir daha ki bayrama kimler bize bir veda dahi etmeden çıkıp gidecek?
Girdabında boğulduğumuz bir kış uykumuz var ve bizler halen daha bu uykudan uyanmış değiliz.
Heyhat!
Neleri kaçırdığımızın ve yanı başımızdaki hangi güzellikleri göremediğimizin farkına vardığımızda; eyvahlarımızın beş para etmediğini, yanaklarımızdan süzülen bir damla sıcak tuzlu suyun merhametine bırakmış olduğumuzda, anlayacağız…
Aldığımız şu sayılı nefesin içerisine huzur zikretmek varken, şükür nidalarıyla yormak varken menfaat terennümleri sarmalında yok olmanın anlamını çözenler nasıl bir açıklamada bulunur merak ederim.
Kim, neyi ve kimin için kazanıyor; farkına varabilmiş mi hiç?
Bu birikimler, bu aldatma yoluyla kazanılmış olunan maddiyat hırsı nedir? Kimin içindir?
Daha demin bu kurumun morgundan defin için çıkarılan, birilerinin “can” dediği kişinin elleri de, olmayan cepleri de bomboştu. Ayağında yırtık bir çorabı dahi yoktu. Ve hatta sırtındaki kefenini dahi belediye temin etmişti.
Hem de kim olduğuna dahi bakmadan!
Eyvah ki ne eyvah…!
Kefenin cebinin olmadığını bildiğimiz halde bu kavga niye? Bizden önce gidenler ne götürmüştü ki bu birikim kavgasında; bayramın özünü, insan olmanın tılsımını ve alınan bir yudum sağlıklı nefesin terazisini tartar olduk!
Sultan Süleyman bile bu dünyadan bir kir dahi götürememişken, bu menfaat çatışmasının kavgasının kazananının kim olduğunu nasıl açıklayacağız ki?
Bir bayram daha geldi geçti ve biz gerçek anlamda bayramlaşamadık.
Evet birilerine sarıldık, öpüştük ve hatta sohbet bile ettik değil mi?
Dünyayı sorguladık, ülkenin durumunu dile getirdik ve dahi zalimlerin zulmünden bile bahsettik.
Ya kendi zulmümüzden?
Kendimize yaptığımız bu acımasızlığın vermiş olduğu yıkımın, ne zaman farkına varacağımızı biliyor musunuz?
Ben size söyleyeyim.
Az önce morga götürülen ve beyaz örtüyü dahi kımıldatmaya gücü yetmeyen ama bas bas feryat ederek ben buradayım görmüyor musunuz diye haykırmaya başladığımızda.
İşte o zaman neye ve kime geç kaldığımız yanımıza kar kalsın değil mi?
Ve
İşte o zaman,
İşte o zaman;
Hayırlı Bayramlar diyelim…








