
Milletin Zikri Sizi Neden Korkutuyor? Dijital Gürültüye Karşı Hakikâtin Sesi!
Bir zamanlar şafak vakti kapıların besmeleyle açıldığı, sokakların zikirle yankılandığı, her işin başına "Allah" lafzının mühürlendiği bir medeniyetin varisleriydik. Ne ara bu kadar değiştik? Ne ara koca bir imparatorluğun torunları olarak, güne modern dünyanın o anlamsız, gürültülü ve içi boşaltılmış "hav hav" nakaratlarıyla uyanmaya alıştık?
Modern hayatın hızlı akışı ve popüler kültürün özellikle gençlerimize dikte ettiği yeni yaşam biçimleri, mânevî değerlerimizi erozyona uğratmış olabilir. Kültürümüzün üzerine serpilen o dijital toz bulutu, bizi özümüzden biraz uzaklaştırsa da; köklerimizdeki o kadîm sese duyduğumuz özlem hiç bitmedi. Tam popüler akımların rûhumuzu daralttığı, dijital dünyanın gürültüsüyle nefes alamaz hâle geldiğimiz bir eşikte; o sunî uğultuların arasından kalbimize dokunan tanıdık bir ses yükseldi:
"Kâbe'de hacılar hû der Allah, yer gök iniminim inler Allah..."
Celal Karatüre’nin bu samimi haykırışı, sadece bir ilâhi değildir. Bu, uyuşmuş damarlarımızda hâlâ akmaya devam eden o asil kanın, küllerinden doğan bir refleksidir.
Modernizmin "Gürültü" Kuşatması ve Mânevî Bir Nefes
Gençlerimiz ve çocuklarımız, küresel popüler kültürün dijital mecralar aracılığıyla dikte ettiği anlamsızlık akımları arasında bir yol ayrımına sürüklenmişken; bu ilâhi neden bir anda milyonların gönlünde karşılık buldu dersiniz? Cevabı, modern dünyanın parıltılı ama boş vaatlerinde saklı: Çünkü her ne kadar üzeri örtülmeye çalışılsa da rûhumuz, fıtratına uygun bir samimiyete her zaman ihtiyaç duyar.
Bu toprakların bin yıllık mayasında yankılanan o sahici ses, o kutlu frekans; popüler kültürün erozyonuna karşı içimizde hep diri kaldı. Biz aslında sadece 'hav hav' diyerek gürültü üretenlerin arasında, 'Allah' diyerek hakikâti hatırlatan o sese kendi sesimizi kattık. Bu bir 'trend' takibi değil; dijital gürültüden yorulan gönüllerin, Celal Karatüre’nin sesinde kendi kadîm huzurunu yeniden hatırlama çabasıdır.
"Para Kazanıyor" Diyenlerin Asıl Korkusu: Rahatsızlık Para Değil, Hakikâtin Kendisi!
Elbette bu uyanış, konforu bozulan birilerini hemen rahatsız etti. Hemen başladılar o bayatlamış nakarata: "Bu adam reklâm yapıyor, bu işten para kazanıyor!" Oysa asıl mesele bu değil; biz bu filmi daha önce de izledik. Onların asıl hazmedemediği, Celal Karatüre’nin kazancı değil; o sesin temsil ettiği İslâm’ın vakarı, Kur’an’ın nefesi ve bu toprakların sarsılmaz mânevî değerleridir. Onlar, aslında "Allah" lafzının dijital dünyada bu kadar gür ve karşılıksız bir sevgiyle yankılanmasından, dînin ve maneviyatın genç dimağlarda yeniden heyecan uyandırmasından rahatsızlar.
Şimdi bir duralım ve aynaya bakalım... Yıllarca hiçbir değer üretmeden, tek bir manalı cümle kurmadan, sadece absürt hareketler ve "hav hav" nidalarıyla milyon dolarlar kazananları yere göğe sığdıramayıp alkışlayanlar; bugün "Allah" diyerek bir gencin kalbine dokunan birinden neden bu kadar çekiniyor? Çünkü mesele cüzdan değil, vicdan. Mesele para değil, uyanış. Gençlerin kalbi tekrar zikirle, edeple ve bu toprakların mayasıyla dolarsa; İslâm’ın ve mukaddes değerlerimizin mayasıyla yoğrulan o asil duruş yeniden şahlanırsa, kendi kurdukları o içi boş dünyaları başlarına yıkılacak diye korkuyorlar.
Bu Bir Başlangıç Olabilir mi?
Dilerim ki bu akım, sadece dijital bir trend olarak kalmasın; bir kartopu gibi büyüyüp çığa dönüşsün. Her yıl "yazın hit şarkısı" diye önümüze konulan, ahlâktan ve sanattan yoksun parçalara inat; bu yaz gönüllerin ilâhisi "hit" olsun. Bizim şarkımız da, zikrimiz de, yönümüz de bellidir.
Şimdi sorma sırası bizde:
Sizce bu, algoritmanın kazara önümüze çıkardığı geçici bir rüzgâr mı? Yoksa yorgun ruhlarımızın özüne, aslına ve Rabbine dönen o kutlu yolculuğun ilk adımı mı?
Mithat Güdü