“Hamurlu çamuru karıştırmayınız.”
Bu cümle, bir uyarıdan çok daha fazlası.
Bir tecrübenin süzülmüş hâli. Bir dönemin özeti. Bir iç muhasebenin sonucu.
Çünkü bazı çamurlar vardır; dokundukça kirletir.
Bazı meseleler vardır; kurcaladıkça büyür.
Bazı insanlar, bazı alışkanlıklar, bazı düzenler vardır; ne kadar düzeltmeye çalışırsanız o kadar bulanıklaşır.
Biz uzun süre hamurlu çamuru karıştırdık.
Düzelir sandık. Temizlenir sandık.
Biraz sabır, biraz iyi niyet, biraz emekle her şeyin yoluna gireceğine inandık.
Olmadı.
Çünkü çamurun doğası değişmedi.
Değişen, bizim üstümüze bulaşan izler oldu.
Çukura çok düştük.
Öyle bir çukur ki, insan önce düştüğünü fark etmiyor.
Karanlığa alışıyor. Darlığa alışıyor. Nefessizliğe alışıyor.
Bir süre sonra o hâl, “normal” gelmeye başlıyor.
Sonra bir gün fark ediyor insan:
Bu karanlık normal değil.
Bu darlık kader değil.
Bu sessizlik huzur değil.
Bu, düşmenin ta kendisi.
Ama belki de o çukur, yalnızca düşülen bir yer değildi.
Belki de uzun zamandır durmadan yürüyenlerin, ilk kez durduğu yerdi.
Karanlık dediğimiz, gözümüzün dinlendiği bir aralık…
Sessizlik dediğimiz, ruhumuzun nefes aldığı bir boşluktu.
Düştük sandık.
Belki de durduk.
Sıfıra kadar geldik.
Kaybede kaybede…
Geriye sayarak…
Elimizde ne varsa tüketerek…
Sıfır noktasına.
Ve kimse bize şunu söylemedi:
Sıfır, bitiş değildir.
Sıfır, yeniden başlamak için en temiz yerdir.
Yük yok.
Bahane yok.
Yanılsama yok.
Sadece gerçek var.
Sıfır, yokluk değil; nötrlüktür.
Başkalarının tanımladığı yerden çıkıp, kendimizi yeniden tarif etme alanıdır.
Şimdi ayağa kalkma zamanı deniyor.
Ama bu kez farklı.
Bu kez ayağa kalkmak, koşmak için değil.
Her şeye yetişmek için değil.
Her şeyi düzeltmek için değil.
Bu kez ayağa kalkmak, neye dokunmayacağımızı bilmek için.
Bu kez çamura elimizi sokmayacağız.
Bu kez çukuru “alışkanlık” diye sahiplenmeyeceğiz.
Bu kez sıfırı korku değil, fırsat olarak göreceğiz.
Çünkü insanın olgunluğu, her şeyi kaldırabilecek güce sahip olması değil;
her şeyi kaldırmaması gerektiğini bilmesidir.
Ve insan en güçlü hâlini,
en çok düştüğü yerden kalkarken gösterir.
Bazı kalkışlar vardır ki,
bir daha asla aynı yere düşmemek içindir.