Kopenhag’daki Sessiz Teşekkür
Bize bazen öyle bir anlatıyorlar ki, sanırsınız bu topraklar tekerleği bile dün sabah icat etti. "Bizden önce şu yoktu, bizden önce bu yapılmazdı" nakaratları arasında, aslında kendi devrimizin mirasını nasıl bir kenara ittiğimizi görmüyoruz.
Oysa bazen gerçeği yüzümüze çarpan ses, Anadolu’nun bozkırından değil, Danimarka’nın soğuk bir müzesinden geliyor.
Kopenhag’da Bir Türk İmzası
Yolunuz Danimarka’ya, Kopenhag Sağlık Müzesi’ne düşerse durun ve o uçaklara bakın. Emekliye ayrılmış, 40 yıl boyunca Grönland’ın dondurucu soğuğunda, Faroe Adaları’nın hırçın rüzgarlarında can taşımış iki ambulans uçağı göreceksiniz.
Altındaki levhada ise Danimarkalıların şu vefalı notu asılı:
> “Bu uçak 40 yıl deniz aşırı topraklarımızdaki insanlarımızın sağlığı için çalıştı. Hem ona hem de bu uçağı yapan Kayseri Uçak Fabrikası personeline teşekkür ederiz.”
Okurken insanın boğazı düğümleniyor değil mi? Bugün "ambulans uçağımız var" diye övünürken, 1930’larda ve 40’larda bu uçakları ihraç eden bir Türkiye gerçeğiyle yüzleşiyoruz.
Kayseri’den Dünyaya Kanat Açmak
Peki ne oldu o fabrikaya? Kayseri Uçak Fabrikası, dönemin en ileri teknolojisiyle donatılmış, binlerce işçiye ekmek kapısı olmuş bir devdi.
Hollanda’ya, Polonya’ya, Danimarka’ya uçak satıyorduk. Biz sadece uçak değil, bir vizyon üretiyorduk.
Ancak "hazırcılık" hastalığı ve dışa bağımlılık arzusu, o fabrikaların kapısına kilit vurdurdu. Uçak üreten Türkiye’den, uçak mezarlığına dönen bir hafızaya evrildik.
"Yoktu" Diyenlere Selam Olsun
"Bizden önce ambulans yoktu," "Bizden önce sanayi yoktu," diyenlerin kulakları çınlasın. Türk mühendisinin, Türk işçisinin alın teriyle yapılan uçaklar, Avrupa’nın kuzeyinde hayat kurtarırken; biz kendi değerlerimizi unutturmaya çalışan bir toz bulutunun içinde kalmışız.
Türk genci, atanı tanı! Kopenhag’daki o küçük tabela, aslında senin neler başarabileceğinin en büyük kanıtıdır.
Bizim tarihimiz "yokluklar" tarihi değil, "durdurulan başarılar" tarihidir. Ve o başarıyı kaldığı yerden devam ettirmek, yine senin elinde.