Sabah gözümü açtığımda artık şunu biliyorum:
Hayat, yan gel yat yeri değil.
Bunu kitaplardan öğrenmedim.
Bunu nasihatlerden de öğrenmedim.
Bunu yaşarken, düşerken, kalkarken öğrendim.
Ben de öğrendim ki…
Hayat akılla, emekle, cesaretle yürünecek bir yol.
İnsan bazen çok şey anlıyor ama yerinden kımıldamıyor.
Zannediyor ki anlamak yeterli.
Oysa öğrendim ki…
Anlamak yetmez bazen, ayağa kalkmak gerekir.
Çünkü hayat, yerinde duranlara değil, adım atanlara kapı açıyor.
Öğrendim ki…
Kalp yoruluyor. Kırılıyor. Vazgeçmek istiyor.
Ama akıl, pusula gibi.
Kaybolduğunu sandığında yön gösteriyor insana.
Duygular fırtına olabilir,
Ama akıl her zaman sakin bir denizdir.
Yeter ki onu dinlemeyi bilelim.
Öğrendim ki…
Sabır susmak değildir.
Sabır, doğru anı bekleyerek adım atmaktır.
Gereksiz savaşlardan uzak durmak,
Gereken yerde dimdik durmaktır.
Her yara iz bırakıyor insanda.
Ve ben öğrendim ki…
Her iz bir ders taşıyor.
İnsan bazen aynaya bakıp kendine acımak istiyor.
Çünkü bu kolay.
Ama kendini toparlamak zor.
Ve insanı ileri götüren şey tam olarak bu zorluk.
Öğrendim ki…
Hayat, bekleyenleri değil, yürümeyi göze alanları ödüllendiriyor.
Beklemek bir alışkanlık.
Yürümek ise bir cesaret.
Ve sonunda şunu da öğrendim:
Düşünmeden yaşanan hayat savruluyor.
Akılla yürünmeyen yol, insanı yoruyor.
Çünkü hayat…
Yan gel yat yeri değil.
Aklını omzuna alıp,
İnsan kalmayı başararak,
Her şeye rağmen yürüyebildiğin bir imtihan.
Günaydın hayat.
Bugün de yürümeye niyetliyim.