Toplum olarak tuhaf bir alışkanlığımız var: Arıza içeride, suçlu dışarıda. Evin musluğu sabaha kadar damlıyor, parkeler şişiyor, duvar kabarıyor; ama biz balkon kapısından sarkıp komşuya bağırıyoruz. “Sen yüzünden su bastı!”
Gerçekten mi?
Bugün siyasetten ekonomiye, eğitimden adalete kadar yaşadığımız her krizde aynı refleksi görüyoruz. İktidar muhalefeti suçluyor, muhalefet iktidarı. Belediye merkezi, merkez belediyeyi. Kurumlar birbirini, partiler birbirini, ekran yorumcuları izleyiciyi… Herkes bir başkasını işaret ediyor.
Ama kimse dönüp aynaya bakmıyor.
Bir ülkede 20 yılı aşkın süredir yönetimde olanlar çıkıp da hâlâ bütün sorunların kaynağını geçmişe, dış güçlere ya da muhalefete bağlıyorsa, orada ciddi bir akıl tutulması vardır. Yönetmek, mazeret üretme sanatı değildir.
Adalet ve Kalkınma Partisi 2002’den bu yana ülkenin direksiyonunda. Buna rağmen hâlâ ekonomik sıkıntılar için sürekli başka adresler gösteriliyorsa, vatandaşın sorması gereken soru basittir: “Madem suç hep komşuda, peki anahtar neden hâlâ sizde?”
Öte yandan Cumhuriyet Halk Partisi de her sorunda sadece iktidarı işaret etmekle yetinirse, kendi sorumluluğunu ıskalamış olur. Muhalefet sadece eleştirmek değil, alternatif üretmekle de yükümlüdür. Sürekli “onlar yaptı” demek, musluğun başına hiç gitmemek demektir.
Suçu başkasına atmak rahatlatır. İnsan kendini temize çıkarır. Vicdanı ferahlar. Ama sorun çözülmez. Çünkü gerçek tamir anahtarı hâlâ çekmecede duruyordur.
Ekonomide enflasyon yükselir; suç küresel krizdedir.
İşsizlik artar; suç gençlerdedir.
Eğitim geriler; suç öğretmendedir.
Adalet tartışılır; suç sosyal medyadadır.
Hep bir “öteki” bulunur.
Oysa bir yönetimin kalitesi, kriz anında mazeret değil çözüm üretmesiyle ölçülür. Liderlik, başkasını işaret etmek değil, sorumluluğu omuzlamaktır. “Evet, hata var ve düzelteceğiz” diyebilme cesaretidir.
Toplum olarak biz de masum değiliz. Sandıkta oy verirken, sosyal medyada paylaşım yaparken, gündemi tartışırken aynı refleksi gösteriyoruz. Kendi tercihimizin sonuçlarıyla yüzleşmek yerine, faturayı başkasına kesiyoruz.
Sonra da şaşırıyoruz: “Bu su nereden geldi?”
Bir evin musluğu akıyorsa yapılacak şey bellidir: Eğilip vanayı kapatmak. Tesisatçı çağırmak. Gerekirse tüm sistemi yenilemek. Balkon kapısından komşuya bağırmak değil.
Bugün Türkiye’nin ihtiyacı olan şey de bu:
Gerçek sorumluluk
Şeffaflık
Hesap verebilirlik
Ve en önemlisi dürüstlük
Siyaset, suçu transfer etme oyunu olmaktan çıkmalı. Vatandaş da alkışladığı ya da eleştirdiği her aktöre aynı mesafede sorgulayıcı yaklaşmalı.
Çünkü musluk bizim evde akıyor.
Su faturası bizim cebimizden çıkıyor.
Duvarı kabaran da bizim salonumuz.
Komşuya bağırarak kimse kuruyamıyor.
Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı geldi:
Gerçekten komşu mu suçlu, yoksa biz tamir etmeyi unuttuğumuz için mi ev su alıyor?