Bulgaristan’da yıllardır sahnelenen bir oyun var:
Ne zaman siyasi dengeler sarsılsa, birileri hemen "etnik barış" kartını masaya sürüyor. Sayın Peevski de bugün aynı nakaratı tekrarlıyor.
Ancak sokağın gerçeği, kürsülerin yalanından çok daha farklı.
Komşuluk Hukuku vs. Siyasetin Dili
Ben bir Bulgaristan vatandaşı Türk olarak her sabah Bulgar komşularımızla selamlaşıyor, iş yerinde onlarla omuz omuza çalışıyoruz. Bizim aramızda bir "barış sorunu" yok, çünkü biz zaten barış içindeyiz.
1989’un karanlığında kitaplarımızı birbirimize emanet eden, bugün ise çocuklarımızın başarısıyla beraber sevinen bizleriz. Bizim birbirimize olan güvenimiz, siyasetçilerin lütfuna bağlı değildir.
Asıl soru şudur:
Halk tabanında bu kadar güçlü bir insani bağ varken, neden siyaset kurumu sürekli bir "tehdit" varmış gibi davranıyor?
Cevap basit: Korku, kontrol demektir.
Ekonomik Getto ve "Çoban" Siyaseti
Sayın Peevski’ye ve onun temsil ettiği zihniyete sormak gerekir:
Azınlık bölgelerindeki insanların kaderi neden hep Avrupa’da mevsimlik işçilik ya da asgari ücretli tütün tarlaları oluyor?
Neden "milyarlar" havada uçuşurken, azınlık gençlerine prestijli bir gelecek kuracak eğitim fonları ya da girişim sermayeleri ulaştırılmıyor?
Neden halkın ekonomik bağımsızlığı değil de, birilerine olan siyasi bağımlılığı pekiştiriliyor?
İnsanları yoksul bırakıp sonra onlara "Sizi benden başkası koruyamaz" demek, koruyuculuk değil, bir vesayet sistemidir.
Bizim Sesimiz, Sizin Kalkanınız Değildir
Bizler, Bulgaristan’ın eşit ve onurlu vatandaşlarıyız. Kendini "etnik barışın garantörü" ilan edenlerin, aslında bu kavramı kendi siyasi hatalarını örtmek için bir kalkan olarak kullandıklarını görüyoruz.
Bizim artık bir "çobana" ihtiyacımız yok. Bizim eğitime, adil bir hukuk sistemine ve Avrupa standartlarında iş imkanlarına ihtiyacımız var.
Siyasi çıkarlar uğruna toplumu kutuplaştırmaya çalışmak, bu ülkeye yapılabilecek en büyük kötülüktür.
Biz ayrışmıyoruz, biz birleşiyoruz. Ama sizin arkanızda değil; emeğin, liyakatin ve gerçek demokrasinin etrafında.