Kocaeli Gazetem’de gazeteci Furkan Çalışkan imzasıyla yayımlanan
“Uğur Okullarına ‘papaz’ isyanı! Velilerden tepki var” başlıklı haberi okudum.
Ve bu yazıyı yazmak zorunda kaldım.
Zorunda kaldım…
Çünkü burada yaşanan şey bir “baskı hatası”, bir “ikon yanlışlığı” ya da “editöryal dalgınlık” değildir.
Burada yaşanan şeyin adı açık ve nettir:
Eğitim yoluyla kültürel işgal girişimi.
6–7 yaşındaki çocuklara dağıtılan bir fasikülde,
“Sağlığım ve Güvenliğim” başlığı altında,
acil durumda başvurulacak meslekler arasında papaz figürü ve İncil sembolü yer alıyorsa;
buna masumiyet demek ya cehalettir ya da kötü niyet.
Bu ülke Müslümandır.
Bu toplumun sosyolojisi bellidir.
Bu çocukların zihni henüz şekillenme aşamasındadır.
Ve tam da bu yüzden hedef alınmaktadır.
Çünkü emperyal akıl şunu çok iyi bilir:
Bir milleti silahla teslim alamazsan,
müfredatla teslim alırsın.
Tankla giremediğin yere, ikonla girersin.
Postalla yapamadığını, kitapçıkla yaparsın.
Velilerin yükselttiği tepki, bağnazlık değildir.
Aksine bu tepki, millet refleksidir.
Soruyorlar ve sonuna kadar haklılar:
“Bu ülkede acil durumda papaz mı çağırıyoruz?”
Hayır.
Bu ülkede acil durumda doktor çağırılır.
112 aranır.
Gerekirse imam çağrılır.
Ama çocuğun zihnine, daha okuma yazmayı yeni öğrenmişken,
başka bir inanç sisteminin ruhani figürünü ‘hayat kurtarıcı’ olarak kodlamaya çalışmak, pedagojik değil ideolojiktir.
Buradan açık konuşuyorum:
Eğitim evrensel olabilir ama kimliksiz olamaz.
Evrensellik; yerli olanı silmek değildir.
Çeşitlilik; çoğunluğun inancını yok saymak değildir.
Özel okul olmak;
bu milletin değerlerini bypass etme ruhsatı değildir.
Bugün buna sessiz kalırsak,
yarın aynı kitapta başka semboller,
öbür gün başka dayatmalar görürüz.
Bugün “ikon” derler,
yarın “alışkanlık” olur,
sonra “normalleşme”,
en sonunda da kimlik aşınması.
Bu ülke, tarih boyunca işgalleri tanımıştır.
Ama en tehlikelisi, alkışlanan işgaldir.
En sinsi olanı, “eğitim” ambalajına sarılandır.
Furkan Çalışkan’ın ortaya koyduğu bu haber,
sadece bir okulun değil,
tüm eğitim sisteminin aynaya bakmasını gerektiriyor.
Milli Eğitim Bakanlığı’na açık çağrımdır:
Müfredat, içerik ve yardımcı materyaller derhal denetlenmelidir.
Bu mesele geçiştirilecek bir “veli hassasiyeti” değildir.
Bu mesele, milletin geleceğine sahip çıkma meselesidir.
Çocuklarımız bizim kırmızı çizgimizdir.
Ve kırmızı çizgiler, tartışmaya açılmaz.
Ben buna susmam.
Bu millet de susmaz.
Gökalp Şentürk
Strateji Uzmanı Gazeteci Yazar