Yorumlar (0)

Hadi Önal


DÜNYAYI ÖPEN BAŞKAN


Amerika Birleşik Devletleri’nin 47. Başkanı Donald Trump, göreve gelir gelmez diplomasiyi yeniden tanımladı. Müzakereyi, uluslararası hukuku, insan haklarını bir kenara iterek; yerine öpücüğü koydu. Sıcak, sulu… Artık dünya, hakla, hukukla, anlaşmalarla değil, dudak temasının süresi ve bedeliyle yönetiliyor.

Seçim meydanlarında sergilediği siyasi kıvırtmalarla sahneye alışık olan Trump, başkan olur olmaz elindeki keserle kalasları yontmaya koyuldu. Çoğunu öperek yonttu, bazılarını okşadı, bazılarını satın aldı, kimilerini ülkelerine yaptıkları kötülükleri ifşa ederim, diyerek bağladı hatta zincirledi. Kısacası küresel pazarlamada bir büyük tüccar olduğunu ispatladı.

7 Şubat 2025’te İsrail’in soykırım sicilli, cani başbakanı Benjamin Netanyahu’yu Beyaz Saray’da ağırladı. Kendilerinin verdiği güç ve silahlarla Filistin halkına uygulayan  Neteyahu’yu kutlayarak öptü.  Ardından Gazze’yi “cehennem” ilan etti. Çözüm önerisi de hazırdı: “Gazzeliler Gazze’i terketsinler” Nereye giderlerse gitsinler ama orada kalmasınlar. Bu öpücük, toplu mezar onaylı bir öpücüktü.

Trump, 13 Mayıs 2025’te Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ı öpmek için ilk Ortadoğu seyahatini Suudi Arabistan’la başlattı. Trump’un, "Ben gerçekten birbirimizi çok sevdiğimize inanıyorum" diyerek veliaht prensi öpüşü Suudi krallığına 600 milyar dolara mal oldu. Öpücük bedeli eskiden gizli verilirdi; artık kameralar önünde öyle uzaktan değil, dudaktan.

8 Ağustos 2025’te Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan Beyaz Saray’daydı. Trump her ikisinin de iki yanağını mühürledi. Bu yanak mührünün bedeli Zengezur Koridoru’nu 99 yıllığına ABD’ye verilmesiydi. Öyle ya savaşlar bitebilir, barış gelir-gider ama imtiyaz kalıcıdır.

Trump, Beyaz Saray’da 25 Eylül 2025’te Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ağırlandı. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğanı övdü, sarıldı, oturttu. Sonra listeyi okudu: 200 Boeing, 43 milyar dolarlık LNG, Heybeliada Ruhban Okulu. “Onun ihtiyacı var, bizim de…” dedi. Nadir elementler konusu nereden çıktı, anlayamadım; ama Öpücük, kıymetli ve makbuldü.

17 Ekim 2025’te Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy’nin ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştireceği görüşmede Zelenskiy: "Orta Doğu'daki başarılı ateşkesiniz için sizi tebrik ediyorum. Umarım Ukrayna'da da aynı sonuca varacağız", dedi. Trump, Zelenskiy’i öperek “istediklerimizi verirseniz neden olmasın ki…”, dedi. 

7 Kasım 2025’te Orta Asya’daki Türk liderleri, Beyaz Saray’da sıraya girdiler. Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev, Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov, Tacikistan Cumhurbaşkanı İmamali Rahman, Türkmenistan Cumhurbaşkanı Serdar Berdimuhamedov ve Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev Trump her birini ayrı ayrı öptü, gülümsedi, anlaşmalar imzalandı. Kazakistan’ın, Abraham Anlaşmaları’na katılmasının ardından bu ülke ile 17 milyar dolarlık enerji ve nadir element anlaşması yapıldı. Bunun üzerine çok sevinen Trump, “Kazakistan’a gideceğini, orada da Tokoyev’i yeniden öpeceğini, söyledi. 

10 Kasım 2025’te Esad rejimini deviren Ahmed Şara, Beyaz Saray’da kabul edilen ilk Suriye lideri oldu. Öpüşme sonrası yapılan görüşme tam 95 dakika sürdü. Öpüşmenin karşılığı ne idi? Doğrusu anlaşılmadı. 

4 Ocak 2026…Tarihin en grotesk öpücüğü gerçekleşti. ABD silahlı güçleri gece yarısı Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşinin yatak odasında girdi. Nicolas Maduro ve eşi yerlerde sürükleyerek zincirledi. ABD’ye getirerek Trump’a al, istediğin kadar öpebilirsin” dedi.

Şimdi, öpülme sırası kimde? Merak ediyorsunuz değil mi? Trump gayet açık konuşuyor. “Küba düşecek!”, “Kolombiya’ya asker yakışır!”, “Meksika’ya asker her zaman iyi gider.”, “İran’ı sert vurulmalı!”, “Kanada zaten 51. Eyalet.”, “Grönland neden 42. eyaletimiz olmasın.”, diyor ve bunları da teker teker öpeceğini beyan ediyor. Artık mesele kimin haklı olduğu değil, kimin sırada olduğu; kiminin dudağı, kiminin yanağı, kiminin cüzdanı, kiminin toprağı, kiminin de nadir elementi…

Biz ne diyelim? “Hadi hayırlısı mı?”, Yoksa “onlar erdi muradına biz çıkalım kerevetine mi?” “Darısı, sırası gelmeyenlerin başına”, dersek daha isabetli olur mu? Yoksa “Sus, sus ki sıra sana da gelsin”, diye tempo mu tutalım.

 

Hadi ÖNAL/ 15 Ocak 2026/ ELAZIĞ