
İnternet ve sosyal medya, bilgiye erişimi demokratikleştirirken aynı zamanda devasa bir "bilgi kirliliği" okyanusu yarattı. Eskiden bir âlimin rahle-i tedrisinden geçmek yıllar alırken, bugün otuz saniyelik bir video ile herkes "fetvâ" verebiliyor. Peki, bu kaosta pusulamız ne olmalı?
- Dijital Kaosun Ortasında Dînî Otorite: Kime İnanmalıyız?
Tıklanma Sayısı mı, İlmî Liyakât mi?
Dînî bilgi, artık kütüphanelerden ziyade sosyal medya akışlarında dolaşıyor. Ancak "en çok izlenen"in "en doğru" olduğu yanılgısı, mânevî hayatımızı tehdit eden en büyük modern tuzaklardan biridir.
Geleneksel dönemde dînî otorite; icâzeti olan, bir silsileye dayanan ve ahlâkıyla temâyüz etmiş âlimlerdi. Bugün ise otorite, algoritmalara ve "beğeni" sayılarına kaymış durumda. İşte bu karmaşada doğru bilgiyi ayırt etmenin altın kuralları:
• Dînî Bilgide "Tekil Otorite"den "Kurumsal Güven"e
İslâm dünyasında artık tek bir kişinin her şeyi bilmesi imkansızdır. Bu yüzden, şahısların karizmatik söylemlerinden ziyade kurumsal ve kolektif akla (Diyanet, uluslararası fıkıh akademileri, köklü üniversiteler) itibar etmek daha güvenli bir limandır. Şahıslar hata yapabilir, hislerine yenilebilir veya popülist davranabilir; ancak kolektif denetimden geçen bilgi daha rafine ve dengelidir.
• "Kaynağı Nedir?" Sorgulaması (İsnad Kültürü)
Müslüman ilim geleneğinin en büyük mîrâsı "isnad" sistemidir. Yani; "Bunu kim söylüyor ve hangi âyet, hadis ya da usûl kaidesine dayandırıyor?" sorusudur.
İnternette bir bilgiyle karşılaştığınızda; eğer o bilgi sadece duygulara hitap ediyor, kaynağını belirtmiyor veya âyetleri bağlamından kopararak cımbızlıyorsa, orada bir "otorite" değil "operasyon" vardır.
"Bağıran" Değil, "Açıklayan" Bilgi
Doğru dînî bilgi, sizi korkutarak veya ötekileştirerek değil; akla ve kalbe hitap ederek iknâ eder. Bir kişi sürekli "felâket tellallığı" yapıyor, sadece kendi grubunu "kurtulmuş fırka" ilan ediyor ve diğerlerini tekfir ediyorsa (dinden çıkarıyorsa), o kişi dînî otorite değil, bir sosyal medya fenomenidir. Hakikî âlim, karmaşayı çözen ve ümmeti birleştiren kişidir.
• Bilginin "Ahlâkî" Testi
İmam Mâlik der ki: "Bu ilim dindir, o halde dîninizi kimden aldığınıza dikkat edin."
Dijital çağda birinin dînî bilgisini ölçemeyebiliriz ama üslûbunu ölçebiliriz. Kibirden uzak mı? Başkalarının onuruna saygı duyuyor mu? Söylediğiyle yaşadığı arasında bir tutarlılık var mı?
Bilgi, sahibinde edep ve tevâzu üretmiyorsa, o bilgi "sahih" (sağlıklı) değildir.
Sonuç olarak;
İnternet, dîni öğrenmek için muazzam bir kütüphane olabilir ama tek başına bir "hoca" olamaz. Doğru bilgiyi ayırt etmek için; kaynak sormayı, akıl süzgecinden geçirmeyi ve ilmi, ahlâkı ile tescillenmiş kurumsal yapıları takip etmeyi prensip edinmeliyiz.
Unutmayalım ki; bedenî bir hastalıkta "en çok takipçisi olanı" değil, "en iyi uzmanı" arıyorsak, ruhsal hayatımız için de aynısını yapmalıyız.
Mithat Güdü