Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde görev yapan Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı Dr. Bünyamin Okumuş’un sözleri, sıradan bir açıklama değildir. Bu açıklama, son yıllarda din üzerinden yürütülen Atatürk karşıtlığına karşı içeriden yükselen net bir itirazdır.
Önce şu gerçeği ortaya koyalım:
Mustafa Kemal Atatürk, Diyanet’i dini ortadan kaldırmak için değil; dini istismardan korumak için kurmuştur. Diyanet’in kuruluş amacı, dini bilginin devlet güvencesi altında, hurafeden arındırılmış biçimde topluma aktarılmasıdır. Bu tarihsel gerçek inkâr edilemez.
Dr. Okumuş’un sözlerinin kodlarını çözelim.
1. “Atatürk’e Rahmet Okumak Vefa Borcudur” Cümlesi
Bu ifade yalnızca bir duygusal bağlılık değil; tarihsel bir muhasebedir. Çünkü Türkiye’de camilerin açık kalması, ezanın kamusal alanda özgürce okunması ve din hizmetlerinin kurumsallaşması, Cumhuriyet’in devlet aklı sayesinde mümkün olmuştur.
Atatürk karşıtlığını dinî bir hassasiyet gibi sunanlar, şu soruya cevap vermelidir:
Osmanlı’nın son döneminde işgal altındaki Anadolu’da din mi güçlüydü, yoksa emperyalizmin tahakkümü mü?
Milli mücadele kazanılmasaydı, Anadolu’nun siyasi kaderi farklı olsaydı, dini hayat bugünkü gibi mi yaşanacaktı?
Bu soruların cevabını bilen herkes, meseleyi sloganla değil tarih bilgisiyle tartışır.
2. “Atatürk Alerjisi” Ne Anlama Geliyor?
Dr. Okumuş’un kullandığı “Atatürk alerjisi” ifadesi önemli bir psikolojik tespittir.
Atatürk düşmanlığı çoğu zaman:
• Din hassasiyeti görüntüsü altında,
• Cumhuriyet karşıtlığı üzerinden,
• Modernleşme tepkisiyle,
• Siyasal kutuplaşma aracı olarak
üretilmektedir.
Bu çevreler dini bir inanç alanı olarak değil; ideolojik bir sopa olarak kullanmaktadır.
Din üzerinden Atatürk’e saldırmak, aslında dini siyasallaştırmaktır. Oysa İslam, kişisel husumet üretme aracı değildir.
3. “Atatürk Olmasa Ezan mı Okunurdu?” Sorusunun Arka Planı
Bu soru retorik değildir; tarihsel bağlama işaret eder.
Bir millet siyasi bağımsızlığını kaybederse, dini özgürlüğü de sürdürülebilir değildir. İşgal altındaki toplumlarda din özgür değil; denetim altındadır.
Dolayısıyla Atatürk’ün liderliğindeki bağımsızlık mücadelesi yalnızca siyasi bir savaş değil; toplumsal ve kültürel varoluş mücadelesidir.
Atatürk’ü hedef alanlar, bu bağımsızlık gerçeğini görmezden gelerek meseleyi bilinçli biçimde çarpıtır.
4. Din Üzerinden Düşmanlık Üretenlerin Kodları
Atatürk’e karşı dinî söylem kullanan çevrelerin ortak özellikleri şunlardır:
1. Cumhuriyet’in laiklik ilkesini “dinsizlik” gibi sunmak
2. Tarihi seçici okumak
3. Sosyal medyada provokatif dil kullanmak
4. Dini duyguları siyasi mobilizasyon aracı yapmak
Bu yaklaşım İslam’a da zarar verir. Çünkü dini değerleri günlük politik hesaplara alet eder.
Daha iyi Müslüman olmanın ölçüsü, bir tarihsel şahsiyete nefret kusmak değildir.
5. Asıl Tehlike
Tehlike, Atatürk eleştirisi değildir. Eleştiri her tarihsel figür için mümkündür. Tehlike, dini kullanarak toplumsal fay hattı üretmektir.
Atatürk üzerinden yürütülen bu düşmanlık dili;
• Milli birliği zedeler,
• Kurumsal hafızayı aşındırır,
• Genç kuşakları tarihsel kopuşa iter,
• Dini ideolojik çatışma alanına dönüştürür.
Dr. Okumuş’un çıkışı tam da bu noktada önemlidir. Çünkü kurum içinden gelen bu ses, din ile Cumhuriyet’in çatışma alanı olmadığını hatırlatmaktadır.
6. Sert Gerçek
Atatürk düşmanlığını din kisvesiyle pazarlayanlar, aslında Cumhuriyet’le hesaplaşma arzusundadır. Bu bir iman meselesi değil; ideolojik hesap meselesidir.
İslam; kin üretme, heykel kırma, mezar tartışması açma dini değildir.
İslam; adalet, ilim ve birlik dinidir.
Atatürk’ü sevmek zorunda değilsiniz.
Ama dini kullanarak düşmanlık üretmek, dini araçsallaştırmaktır.
Sonsöz
Dr. Bünyamin Okumuş’un sözleri, Cumhuriyet ile din arasında kurulan yapay gerilime karşı verilmiş bir cevaptır.
Atatürk üzerinden yürütülen din temelli saldırılar, ne daha dindar bir toplum üretir ne de daha güçlü bir Türkiye.
Milli bağımsızlık ile dini özgürlük birbirinin alternatifi değil; tamamlayıcısıdır.
Bu gerçeği inkâr edenler, ya tarihi bilmemektedir ya da bilerek çarpıtmaktadır.
Necat KACAN
Eğitimci Araştırmacı Yazar