
Son yıllarda İslâm dünyası, iki uç noktaya savrulan ve her ikisi de neticede "din üzerinden kazanç" kapısı aralayan bir tartışmanın ortasında kaldı. Bir yanda mânevî değerleri metâlaştırarak "yanmaz kefen" veya "cennet garantili terlik" pazarlayanlar, diğer yanda ise dîni modernize etme adı altında sahih itikâdı sarsan iddiaları kitaplaştırıp "bilgi" diye satanlar...
Görünüşte birbirine düşman gibi duran bu iki grubun buluştuğu ortak nokta şudur: Dîni, şahsî ikbâl ve ticarî rant aracı haline getirmek.
Hakikati Nesneleştirmek: Maddî İstismar
İslâm, eşyaya kutsiyet yükleyip onu bir kurtuluş bileti gibi sunmayı reddeder. Kurtuluş bez parçasında değil, takvâdadır. Kur'an-ı Kerim bu konuda hükmünü net bir şekilde koymuştur:
"Ey Âdemoğulları! Size mahrem yerlerinizi örtecek giysi ve süslenecek elbise gönderdik. Takvâ elbisesine gelince, işte o en hayırlısıdır." (A'râf, 26)
Maneviyatı maddiyata indirgeyip "yanmaz kefen" satmak, halkın saf inancını sömürmektir. Bu, dîni bir "magazin" ve "ticaret" objesi haline getirenlerin düştüğü derin bir yanılgıdır.
Hakikâti Tahrif Etmek: Fikri İstismar
Ancak madalyonun diğer yüzü de en az ilki kadar tehlikelidir. "Ben hurafelerle savaşıyorum" diyerek ortaya çıkan, fakat bin yıllık İslâm külliyatını, kabir azabını ve Peygamber Efendimizin (sav) sünnetini devre dışı bırakan söylemler de birer "pazarlama" stratejisine dönüşmüş durumdadır.
Kabir azabı gibi tevâtür derecesindeki hadislerle ve icmâ ile sabit olan gerçekleri reddedip, "Kabirde azap yok, bu kitabı al oku" demekle; "Bu kefeni al yanma" demek arasında ticarî mantık açısından ne fark vardır? İkisi de insanın ölüm sonrasına dair korku ve merâkını paraya tahvil etmektedir.
Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur:
"Kim Kur'an hakkında kendi reyiyle (keyfi görüşüyle) konuşursa, cehennemdeki yerine hazırlansın." (Tirmizî)
Allah’ın Ayetlerini Az Bir Pahaya Satmak
İslâm âlimleri, dînin bir geçim kaynağı haline getirilmesine şiddetle karşı çıkmışlardır. İmam Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn adlı eserinde "dünya karşılığında dîni satan âlimleri" en büyük tehlike olarak niteler.
Bakara Sûresi 174. âyet, sadece geçmiş ümmetlere değil, bugünün "din tüccarlarına" da hitap eder:
"Allah’ın indirdiği kitaptan bir kısmını gizleyenler ve onu az bir bedelle satanlar var ya, onlar karınlarına ateşten başka bir şey doldurmuyorlar..."
"Allah’ın âyetlerini az bir pahaya satmak" ifadesi, Kur’an-ı Kerim’de birkaç farklı sûrede (Bakara 41, 79, 174; Âl-i İmrân 199; Mâide 44) geçen ve İslâm ahlâk doktrininin en hassas noktalarından birini oluşturan ikazdır. Bu ifadeyi sadece "para karşılığı din anlatmak" gibi dar bir çerçeveye hapsetmek, mesajın derinliğini ıskalamamıza neden olur.
Ayetlerdeki "satma" eylemi, aslında bir değiş-tokuş (mübâdele) işlemidir. Kişi, Allah’ın vahyettiği bir hakikâti; dünyevî bir menfaat (makam, alkış, itibar veya para) uğruna gizler, değiştirir ya da olduğundan farklı yorumlarsa "satış" yapmış olur.
Kur’an’da dünya hayatının tamamı, âhiret hayatının yanında "az" olarak nitelenir. Dolayısıyla bir âlim veya din görevlisi, Allah’ın bir hükmü karşılığında dünyanın bütün hazinelerini bile alsa, bu bedel âyetin hakikâti karşısında "az" hükmündedir.
"Onlar, hidâyete karşılık dalâleti, mağfirete karşılık azabı satın almış kimselerdir." (Bakara, 175)
"Yanmaz kefen" satıcıları ile "popülist-aykırı fikir" satanlar arasındaki ortak payda burasıdır.
* Şekilperest istismarcı: Dînî sembolleri (nalin, hırka, kefen) ticarî birer metaya dönüştürerek insanları sömürür.
* Akılperest istismarcı: Dînî kavramları (şefaat, kabir, mûcize) sansasyonel bir dille reddederek kendi kitabının satışını veya ekran popülaritesini artırmayı hedefler.
Her ikisi de Allah’ın dînini, kendi dünyevî "pazarının" malzemesi haline getirmiştir.
Bu durumun vahâmeti, Bakara Sûresi 174. âyette çok keskin bir teşbihle anlatılır: "Onlar karınlarına ateşten başka bir şey doldurmuyorlar."
Netice: Terazi Aynı, Kefeler Farklı
Biri "şekil" satıyor, diğeri "şüphe". Biri halkın cehâletinden besleniyor, diğeri ise modern insanın "gelenekten kopma" arzusundan. Ancak her iki grup da aynı kapıya çıkıyor: Duygu sömürüsü ve maddî kazanç.
Bir ilahiyatçının görevi, dîni rasyonalize etmek adına âyet ve hadislerin içini boşaltıp "aykırı fikir" satmak değil; sahih bilgiyi, hiçbir karşılık beklemeden ümmete ulaştırmaktır. Unutulmamalıdır ki; din, ne terlikte saklıdır ne de popüler olma kaygısıyla yazılmış "reformist" kitapların satır aralarında. Din, Allah'a teslimiyet ve Resûlullah'ın izinde samimiyetle yaşanır.
Günün sonunda; yanmaz kefen satan el ile, sarsılmaz îmânı sarsmaya çalışan kalem aynı mürekkeple beslenmektedir: Dünya sevgisi.