Yorumlar (0)

Yunus Uzun


Devlet Korumasından “Birey” Olmaya: Erken Kopuşun Sessiz Yorgunluğu


Devlet korumasından birey olma umudu… Kulağa güçlü bir hedef gibi geliyor. Oysa bizim için devlet yalnızca bir kurum değildi; çoğu zaman babamızdı. Güven duygusunu, çatının sıcaklığını, “yarın ne olacak” sorusuna verilen tek cevabı ondan alırdık. Sonra bir gün, takvim yaprağı 18’i gösterdi. Bir imza, birkaç evrak ve “artık bireysin.” Erken… Fazlasıyla erken.

Balık gibi sudan çıktık. Çırpındıkça battık. Hayat, yüzmeyi bilmeyene denizi öğretmez; boğulmayı öğretir. Koruma altındaki düzenli hayatın ardından, bir anda kira, fatura, iş, geçim, yalnızlık… Bunların hiçbirine hazırlıklı değildik. Bizi hayata hazırlaması gereken sistem, “reşit oldun” cümlesiyle sorumluluğu üzerimizden silkti. Oysa reşit olmak, hayata hazır olmak değildi.

İş hayatı başladı. Başladı ama nasıl? Referansın yoksa, ailen yoksa, “arkanda kim var” sorusuna verecek cevabın yoksa… Kimse “ailesiz biri bu hayat şartlarında nasıl ayakta kalır?” diye düşünmedi. Birçoğumuz ilk işini değil, ilk hayal kırıklığını buldu. Düşerken tutan olmadı; ayağa kalkarken alkışlayan da.

Devlet korumasında büyüyen çocuklara “hayata kazandırma” denildi. Oysa kazandırılmak, yalnızca kapıdan çıkarmak değildir. Rehberlik ister, destek ister, zamana yayılan bir sahiplenme ister. Bizimkisi ise çoğu zaman ani bir kopuştu. Bir günde birey, bir gecede yalnız olduk. Güçlü olmamız beklendi ama güç, tek başına bırakılarak öğrenilmez.

Hayat “keşke”lerle geçti. Keşke biraz daha hazırlansaydık. Keşke 18 değil, hazır olduğumuz gün çıksaydık. Keşke bir el omzumuzda kalsaydı. Keşke yalnızca dosya numarası değil, insan olduğumuz hatırlansaydı. Bu keşkeler bir sitemden çok, bir gerçeğin kaydıdır.

Bugün geriye dönüp baktığımızda şunu görüyoruz: Devlet korumasından çıkan her genç, eşit şartlarda başlamıyor hayata. Ailesi olanla olmayan aynı yerden koşmuyor. Aynı yaştayız belki ama aynı destekle değiliz. Adalet, herkese aynı kapıyı göstermek değil; ihtiyacı olana daha güçlü bir destek sunmaktır.

Bu yazı bir serzenişten ibaret değil. Bir çağrıdır. Devlet korumasından çıkan gençlerin 18 yaşla sınırlı olmayan, kademeli ve insani bir geçiş sürecine ihtiyacı var. Barınmadan işe, psikolojik destekten sosyal hayata kadar sürdürülebilir bir sistem şart. Çünkü biz, devletten kaçmadık; devletten büyüdük. Ve büyüyen her evladın, kapıdan çıktıktan sonra da arkasında bir baba gölgesi hissetmeye ihtiyacı vardır.

Birey olmak, yalnız bırakılmak değildir. Biz bunu yaşayarak öğrendik. Bundan sonrakiler öğrenmesin diye yazıyoruz.