Yorumlar (0)

Rafet Ulutürk


Demir Baba Tekkesi ve Deliorman’ın Efsanevi Pehlivanı


Balkanlar’ın kalbinde, Deliorman’ın derin sessizliği içinde yükselen Demir Baba Tekkesi, yalnızca bir mimari eser değil; beş asırlık bir inancın, yiğitliğin ve kültürel hafızanın canlı bir nişanesidir. Bugün Bulgaristan’ın Razgrad iline bağlı Kemaller (İsperih) bölgesinde, Mumcular köyü civarında bulunan bu kutsal mekân, Balkan Türkleri için asırlardır bir ziyaretgâh, bir sığınak ve bir dua kapısı olmuştur.

Demir Baba, Osmanlı tahrir defterlerinde “Hasan Demir Pehlivan” ya da “Timur Baba” adıyla anılır. Yaklaşık 1470 yılında Deliorman havalisinde dünyaya gelen Hasan Demir, Horasan erenlerinden olduğu kabul edilen Salâhaddin Ali Hoca Efendi’nin oğludur. Babası, Fatih devrinde orduyla birlikte İstanbul’un fethine katılmış; daha sonra padişahın emriyle Deliorman’a gelerek bu topraklarda İslam’ın ve Türk kültürünün kök salmasına öncülük etmiştir.

Hasan Demir, küçük yaşlardan itibaren hem dinî ilimlerle hem de beden terbiyesiyle yetiştirildi. Edirne’de medrese tahsili gördü; Şeyh Cemaleddin Tekkesi’nde manevî eğitim aldı. Henüz yirmi yaşındayken Kırkpınar Başpehlivanı oldu ve tam yirmi yıl boyunca başpehlivanlığın simgesi olan demir kuşağı kimseye kaptırmadı. Bu sebeple halk arasında “Demir Baba” adıyla anılmaya başlandı ve zamanla efsaneleşti.

Demir Baba yalnızca bir güreşçi değil; güreşçilerin, okçuların, kemankeşlerin, ciritçilerin ve nice savaşçının şeyhiydi. O devirde “pehlivan” sözü, yalnızca kuvveti değil; ahlâkı, sadakati ve manevî olgunluğu ifade ederdi. Onun tekkesi, bugünkü anlamıyla bir spor akademisi, aynı zamanda bir irfan ocağıydı.

Bu manevî nüfuz, Osmanlı tarihinin seyrini bile etkilemiştir. Şehzadeler arasındaki taht mücadelesinde, Demir Baba ordunun içinde Yavuz Sultan Selim’in en dirayetli ve devlete en layık aday olduğu düşüncesini yaymış; bu destek, Yavuz’un tahta çıkışında belirleyici rol oynamıştır. Nitekim Yavuz Sultan Selim, padişah olduktan sonra Demir Baba’yı İstanbul’a davet etmiş, Eski Saray bahçesinde onun adına bir pehlivan tekkesi yaptırmıştır.

Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’sinde anlatıldığı üzere, bu tekkenin açılışında Demir Baba’nın dört erkek aslanla güreşmesi, halkın gözünde onun bir ermiş olduğuna dair inancı daha da güçlendirmiştir. Rivayetlere göre Demir Baba, bu güreşten en ufak bir yara almadan çıkmış; bu olay, onun keramet sahibi bir Bektaşî babası olarak anılmasına vesile olmuştur.

Yaklaşık 1532–1533 yıllarında, Kanuni Sultan Süleyman’ın izniyle görevinden ayrılan Demir Baba, yeniden Deliorman’a dönmüştür. Kemaller (İsperih) bölgesinin batısında, Beşparmak Pınarı civarında, daha önce Yavuz Sultan Selim tarafından yaptırılan türbesinin yanına kendi tekkesini inşa ettirmiştir. Rivayete göre, bu pınarı beş parmağını toprağa bastığı yerde bulmuş; suyun bereketi ve şifası Demir Baba’ya atfedilmiştir. Günümüzde de bu suyun yılın on iki ayı boyunca aynı sıcaklıkta kaldığına inanılır.

Macar bilim adamı Feliks Kanits, Demir Baba Türbesi’nin 1490 yılında yapıldığını belirtirken; tarihçi Franz Babinger, onun Horasanlı Ali Dede’nin oğlu olduğunu kaydeder. Türbe ve tekke, 19. yüzyılın başlarında Rusçuk Paşası Pehlivan Baba tarafından tamir edilerek yeniden ihya edilmiştir.

Tekke, dağlık ve ormanlık bir alanda, tabiatla bütünleşmiş bir şekilde konumlanır. Avlusunda adak kurbanları için ayrılmış özel bir alan ve kutsal kabul edilen küçük bir havuz bulunur. Bu yönleriyle Demir Baba Tekkesi, Türk-İslam kültürünün mimarî, inanç ve gelenek unsurlarını bir arada barındıran nadir merkezlerden biridir.

Bugün Demir Baba Türbesi, Bulgaristan Türkleri tarafından en çok ziyaret edilen kutsal mekânlardan biri olmayı sürdürmektedir. Deliorman’ın rüzgârı, asırlık ağaçların hışırtısı ve pınarın durmaksızın akan suyu arasında Demir Baba’nın adı hâlâ anılır. Ziyaretçiler burada yalnızca bir türbeyi değil; gücün imanla, imanın ahlâkla yoğrulduğu bir mirası hisseder.

Demir Baba, ardında sadece taş ve toprak bırakmamıştır. O, Balkanlar’da Türk varlığının manevî direklerinden biri olarak yaşamaya devam etmektedir.