Hayatım boyunca hep bir şeyleri değiştirmeyi hayal ettim.
Önce kendimi…
Sonra ailemi…
Sonra çevremi…
Ve en sonunda ülkemi…
Ama zamanla fark ettim ki ben değiştirmeyi hayal ederken, birçok şey benden önce çoktan değiştirilmişti.
Bir de baktım ki ülkem de değiştirilmiş, daraltılmış, kapana kısılmıştı.
Dünyanın pek çok yerini gördüm.
Farklı kültürler tanıdım, çok insanla yolum kesişti.
Ama bizim insanımız gibisini hiç görmedim.
Bu kadar iyi kalpli,
Bu kadar temiz,
Bu kadar yetenekli,
Bu kadar becerikli,
Bu kadar saf ama bir o kadar da akıllı
bir milletle karşılaşmadım.
Ve ne yazık ki, bu kadar sömürülen başka bir millet de görmedim.
Bu sömürü düzeninin arkasındakilere baktığımda ise şunu gördüm:
Zekâları kıt olabilir ama uşaklıklarının karşılığını iyi alıyorlar.
Ve aldıkları bedelin hakkını da layıkıyla veriyorlar.
İşte bunları görüp duyan bu millet, bugüne kadar hep sustu.
Ama artık yeter.
Devletin milletten üstün olduğu anlayış terk edilmelidir.
Çünkü buna gerek yok.
Bu millet zaten devletini baş tacı etmiş bir millettir.
Tarihte tam 16 kez devleti yıkılmış,
17’ncisini yeniden kurmayı başarmış bir halktan söz ediyoruz.
Bu milletin devleti, millete rağmen değil;
Milletle birlikte var olmuştur.
Ama bu ülkenin asıl problemi, insan yetiştirmektir.
Körü körüne itaat eden değil,
Önce ahlakı,
Önce sevgiyi,
Önce adaleti öğrenmiş insanlar yetiştirmektir mesele.
Çünkü ahlakı olmayanın bilgisi,
Sevgisi olmayanın gücü,
Adaleti olmayanın iktidarı
sadece yıkım üretir.
İnsanını böyle yetiştirebilen bir millet,
Sadece kendi kaderini değil,
Dünyanın gidişatını da belirler.
Ve şunu bilmek gerekir:
Biz bugün başlarsak, biz olmasak bile, bu dünyayı muhakkak biz yöneteceğiz.
Hainle kahraman arasındaki farkı günübirlik kararlar değil,
Tarih belirler.
Bugün susanlar, yarın hesap verebilir.
Bugün konuşanlar ise belki bedel öder ama tarihte yerini alır.
Çünkü bu topraklarda her şey unutulabilir;
Ama ihanet de fedakârlık da asla unutulmaz.
