Susarak İşlenen Günah – Haksızlık Karşısında Dilsizleşen Vicdan
Haksızlık, sadece zulmü yapanın suçu değildir; ona sessiz kalanların da ortak paydasıdır. Bir kötülük işlendiğinde susmak, çoğu zaman tarafsızlık değil, zımni bir onaydır. İslam ahlakı, mümini sadece iyi olmaya değil, iyiliğin yanında durmaya da çağırır. Çünkü adalet, sessizlikle değil, hakikatin cesaretle söylenmesiyle ayakta kalır.
Kur’an-ı Kerim bu hakikati açıkça bildirir:
“Zulmedenlere meyletmeyin; yoksa size ateş dokunur.” (Hûd, 113)
Bu ayet, haksızlık karşısında tarafsız kalmanın bile insanı ateşe yaklaştıracağını haber verir. Zira zulme meyletmek, bazen bir fiil değil; bir suskunluktur.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ise bu sorumluluğu üç aşamada öğretir:
“Sizden kim bir kötülük görürse onu eliyle düzeltsin; buna gücü yetmezse diliyle düzeltsin; buna da gücü yetmezse kalbiyle buğz etsin. Bu ise imanın en zayıf derecesidir.” (Müslim)
Bu hadis, suskunluğun imanla olan ilişkisini ortaya koyar. Haksızlığa kalpten bile tepki göstermeyen bir vicdan, zamanla körelir; hak ile batıl arasındaki çizgi silinir.
Sessizliğin Maskesi:
“Beni İlgilendirmez” Cümlesi
Toplumlarda zulüm çoğu zaman gürültüyle değil, sessizlikle yayılır.
“Beni ilgilendirmez” diyen her cümle, haksızlığın önünü açar.
“Karışmayayım” diyen her dil, zalimin cesaretini artırır.
Bu tavır, korkudan da öte bir ahlaki çöküştür. Çünkü mümin, kardeşinin acısına sırtını dönemez. Kur’an, müminleri birbirine kenetlenmiş bir yapı olarak tarif eder. Bir duvarın bir taşı çöktüğünde diğer taşlar da sarsılır.
Ailede, Çevrede, Toplumda Suskunluğun Bedeli
Haksızlık bazen bir aile meclisinde, bazen bir iş yerinde, bazen bir komşuluk ilişkisinde ortaya çıkar. Birinin ezildiğini gördüğü hâlde susan kişi, zulmün yükünü paylaşır.
Adaletin olmadığı yerde huzur olmaz; huzurun olmadığı yerde bereket kalmaz.
Türk-İslam geleneğinde “Zalimin karşısında, mazlumun yanında olmak” sadece bir erdem değil, bir iman göstergesi olarak görülmüştür. Suskunluk, bu geleneğin ruhuna aykırıdır.
Cesaret ve Hikmet Dengesi
Elbette her hakikat bağırılarak söylenmez. İslam, kör bir öfkeyi değil; hikmetle konuşmayı emreder. Ancak hikmet, sessizliğin bahanesi değildir. Doğru zaman, doğru üslup ve doğru niyetle söylenen bir söz, bazen bir hayatı, bazen bir toplumu değiştirir.
Son Söz
Haksızlık karşısında susmak, insanı korumaz; sadece zulmü büyütür.
Vicdanını susturan toplumlar, bir süre sonra adaleti de kaybeder.
Mümin, gücü yettiğince hakkı savunur; dili yetmezse kalbiyle tarafını belli eder.
Çünkü iman, sadece secdede değil; zulmün karşısında nerede durduğunla ölçülür.
Necat KACAN
Eğitimci Araştırmacı Yazar