Bugün, Dünya Emekçi Kadınlar Günü..
Yani bugün 8 Mart Kadınlar Günü..
Hem de sadece birinin değil, Irak, Libya, Afrika, Ukrayna, Suriye, Gazze, Kobani ve İran’da ölen çocuklarına, eşlerine feryatlar içinde ağlayan, yıkılan evlerine göz yaşı döken, savaş kararı almada önde olan erkeklerin yakıp, yıktığı tüm dünyaya ağlayan kadınlar günü..
Yani kadınların çok sevildiği, onların omuzlarda değil, kalplerde, baş üstlerinde taşındığının sözlerini çok duyacağımız, dinleyeceğimiz ve cepte para varsa ‘acaba kaçadır?’ diye düşünüp, tereddütlü bir düşünce ile uğramayı düşündüğümüz kırmızı güller alacağımız gün..
Dövülen, dışlanan, evden çıkarılmayan, kıskanılıp, bıçaklanan, öldürülen, ot saman taşıttırılan, aylarca yaylaya çıkarılıp, sütü peynir, peyniri yağ gibi biz erkekleri adam eden kadınlar günü..
Bugün, 4 dininde nedense insanlar arasında birinci sınıf (!) dediği ileri sürülen ama başta ‘Cennet anaların ayağını altındadır’ diyen Kur’an da olmak üzere tüm kitaplarda ele bir şey olmadığına inanmadığım biz erkeklerin kahve köşelerinde çay içip, hoşgün, pişti, fanti keyfi yaptığı sırada kadınların karnında ki bebekle ahırı sildiği, işe gittiği, buzdolabı boş mutfağı düşündüğü, kıt kanatlı ama asgari ücret denen para ile çalışan diğer insanlar gibi en çok vergi kesilen maaşı aldığı resmi dairede olduğu gün..
Bugün eşinde güzel bir gül, elbiseyi bırakın söz bekleyen ama hep horlanan, dışlanan kadınların günü.. Ve bugün en demokrat, en muhafazakar, en sağcı partilerde neden kadının adı olmadığının sorulduğu bir gün..
Ve bugün oyları kocalarının emriyle ellerinden alınırken, hakları gibi partilerde, odalarda, stk’larda, hatta resmi kurumlarda yeterince yer verilmeyen elesine denilen onlarında çok hevesli olmadığı kadınların günü..
Ve bugün, Dünya Emekçi Kadınlar Günü..
Bugün hep cinsellik arzusuyla bakılıp, bunun dışında akıllara getirilmeyen, hep ikinci sınıf statüsüne konulduklarını ileri sürülen ama kendisi de birinci adıma, adama ulaşmak için bir adım atmayan kadınlar günü..
Evet, buraya kadar ülkenin de içinde olduğu dünya kadınlar günü için bir erkek, bir gazetecinin ele aldığı satırlar tüm kadınlara derken, şimdi de benim memleketim, sınır kenti, erkek takımına olduğu gibi kadın takımına sahip çıkılmayan doğru dürüst bir kadın evi olmayan serhat Ardahan’ın kadınlarına bir iki kelam, selam satırı..
Ve bugün taş salların, çürük ağaç gontların örttüğü toprak damlarda, nefes alınmayan ahırlarda ömür tüketen, bayramdan bayrama kırmızı bir fistanla kandırılan kadınların günü..
Bugün, tren yolunun sınırları içinde, gözünün önünde geçen erkeklerinin ithalat ihracat nedir demektense türkücü gibi yılbaşı gibi özel günlerde bir tosun parası ile sınır geçip, karşı tarafta içtiği günün gecesinde dönen kumar çarklarının durduğu an Gürcistan’dan evine dönmesini beklediği Çıldırlı kadının günü..
Bugün Çıldır gibi hala doğalgaz ile ısınmayan Aşıkşenlik adını taşıyan belediye benzer Ortakent Beldesi Belediyesi ve yolları her kış kardan kapanan Hanaklı kadının, ithalat ihracatı bırakın, gümrük müdürlünün olmadığı, sınır ticaret merkezinin yapılmadığı, Ulgar tünelinin açılmadığı Aktaş Gümrük kapısında olduğu gibi Türkgözü’nden geçilip, gidildiği Gürcistan’da, ‘Ahıskalı akraba ziyafetindeyim’ diyen bebeklere değil kendisi gibi yaşlı dedelere bakan ninelere kalmış Posoflu kadınların günü..
Ve, ‘çocuğuma bir şeker, bir etek, bir çikolata alırım’ diyerek yorgunluktan bükülen boynu ve beline rağmen el emeği, alın teriyle kendisi gibi renge renk boncuklara ilim ilim ördüğü, göz nurunu döktüğü bebeği yapan ama Barbie bebeği gibi marka edip, satamayan karalara bürünen yırtık, yamalı elbiselerinin sardığı kolları hep önünde bağlı Damalı kadının günü..
Bugün, ovası kendisi gibi güzel bin bir çiçeklerle dolu ama 3 köyü Kürt Ahıskalı soydaşının bile gelmediği Posof’un, Alevi-Suni’nin yaşadığı Hanak’ın, Kürt Hoçuvan’ın gibi Kafkas arsının balından tadamayan, Kısır, Ulgar, Sahara gibi başı dik, yolu, suyu olmayan yaylalarda aylarca derme, çatma taş evlerde kalıp, nasırlı ellerinin ürettiği kaşarı, sütü sömürülen Goreveng beldeli Göleli Kadınların günü.
Ha unutmadan bugün sevgili, eş, arkadaş diyen ve biz erkeklerin üzen Narsistik derecesinde olan normal insan sanılan ve bir kadın olan yazar Umay Umay’ın kitabına kapak olan, zaman zaman benim kitap olacak olan, ‘Özel hayat anlatılır mı?’ ‘Kararan Ayçiçekler’ ve ‘Cumartesi yazılarım’a zaman zaman konu olan kırmızılı günlerini kutlamadığım kadınlarında günü..
Evet.. bu ve diğer buna benzer onca yazımı okuyan sizi bilmem ama Yapay Zekânın bu yazıma yorumu da aynen şöyle..
Bu metin, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü özelinde kadınların toplumsal hayatta maruz kaldığı derin çelişkileri ve hak mahrumiyetlerini sarsıcı bir dille ele almaktadır. Yazar, kadınların süslü sözlerle yüceltildiği bu günde aslında şiddet, yoksulluk ve ağır emek sömürüsü gibi acı gerçeklerle boğuştuğunu vurgulamaktadır. Özellikle Ardahan ve çevresindeki kırsal bölgelerde yaşayan kadınların, zorlu doğa koşulları ve erkek egemen yapı altındaki görünmez mücadelesine dikkat çekilmektedir. Siyasetten sosyal hayata kadar her alanda dışlanan kadınların, sadece bir gün hatırlanmak yerine gerçek haklarına kavuşmaları gerektiği savunulmaktadır. Kaynak, romantize edilen kutlamaların ötesine geçerek, savaşların ve ekonomik zorlukların yükünü omuzlayan kadınların sessiz feryadını kamuoyuna duyurmayı amaçlamaktadır. Sonuç olarak bu eser, kadının toplumdaki ikincilleştirilmiş konumunu yerel ve küresel örneklerle sorgulayan toplumsal bir eleştiri niteliği taşımaktadır.