Sabah erken iner köyün üzerine sis.
Biz o sisi tanırız.
Toprağın kokusunu biliriz, rüzgârın yönünden yağmuru anlarız. Bu toprak bizi tanır. Ayak izlerimizi tanır. Mezarlıklarımızdan, çocuklarımızın ilk adımlarından tanır.
Ama biz yıllardır aynı soruyu soruyoruz:
Devlet bizi tanıyor mu?
Biz Bulgaristan’da doğduk.
Ninnilerimiz bu dağlarda yankılandı, türkülerimiz bu ovalarda büyüdü. Ama her seçim geldiğinde, kalbimiz bir adım geri çekildi. Çünkü sandık başında bizden istenen oy değil, sessizliğimizdi.
Sessizliğin dili
Bize yüksek sesle hiçbir şey söylenmedi.
Fısıldandı sadece:
“Dikkatli ol.”
“Sus.”
“Yanlış yere bakma.”
Ve biz sustuk.
Çünkü sustuğumuzda çocuklarımızın başına bir şey gelmeyeceğini sandık.
Çünkü sustuğumuzda kapılar kapanmaz, yollar kesilmez, isimler fişlenmez sandık.
Ama sessizlik de bir dildir.
Ve sessizlik, yıllar içinde insanın içini oyuyor.
Oy pusulası bir kalp olsaydı
Bir anne düşünün.
Eli titriyor oy pusulasını katlarken.
Sandığa attığı şey bir kâğıt değil; korkularıyla karışmış duası.
“Allah’ım,” diyor içinden,
“Çocuğumun yarınını daha zor etmesin bu seçim.”
Bu bir tercih değil.
Bu bir emanet.
Bir baba düşünün.
Eli nasırlı, sırtı eğilmiş.
Sandığa giderken gururlu değil; yorgun.
O bilerek değil, mecbur kalarak oy veriyor.
Ve hiçbir mecburiyet, insanı bu kadar küçültmez.
Biz kimliğimizi saklamadık, saklamak zorunda kaldık
Biz hiçbir zaman kimliğimizden utanmadık.
Ama bazen onu cebimize koyduk.
Bazen sesimizi kıstık.
Bazen çocuğumuza “evde böyle konuş, dışarıda dikkatli ol” dedik.
Bu bir öğüt değil; bir savunma refleksiydi.
Bir insan, kendi evinde bile kelimelerini tartıyorsa, orada eşitlik yoktur.
Orada sadece tahammül vardır.
Gidenlerin ayak sesi hâlâ kulaklarımızda
En sessiz gidişler gençlerin gidişidir.
Ne slogan atarlar, ne kapı çarparlar.
Sadece bavullarını toplarlar.
Bir bakarsın odaları boş.
Duvarlarda çocukluk fotoğrafları.
Bir de geride kalan şu cümle:
“Burada nefes alamıyorum.”
Bir ülke, gençlerine nefes alamayacak kadar dar geliyorsa, orada sadece ekonomi değil, umut de çökmüştür.
Biz parti istemedik, vicdan aradık
Bizden hep bir adres istediler.
“Sen neredesin?”
“Kimdensin?”
Oysa biz bir parti değil, bir devlet istedik.
Bizi bölmeyen, etiketlemeyen, korkutmayan bir devlet.
Biz Türk partisi istemedik.
Biz Türk olduğumuz için değil, insan olduğumuz için eşit muamele görmek istedik.
Bir hak, etnik kökene bağlandığında; adalet olmaktan çıkar, lütfa dönüşür.
Ve lütuf, geri alınabilir.
Bulgar partilerine bir şiir gibi çağrı
Eğer bu ülkeyi gerçekten seviyorsanız,
bizi sadece seçim gecesi hatırlamayın.
Bizi rakam olarak değil, nefes olarak görün.
Bizi denge unsuru değil, yoldaş olarak görün.
Biz bu ülkenin sırtına yük değiliz.
Biz bu ülkenin kalbinde atan damarlardan biriyiz.
Son söz: Kırılan kalpler onarılmadan hiçbir bayrak dalgalanmaz
Bir devletin çatısı sağlam olabilir.
Ama içindeki kalpler kırık ise, o ev ayakta kalamaz.
Biz bağırmıyoruz.
Tehdit etmiyoruz.
Pazarlık yapmıyoruz.
Biz sadece şunu söylüyoruz:
Bizi sevin demiyoruz.
Bizi eşit görün yeter.
Çünkü bu toprak bizi tanıyor.
Şimdi sıra devlette.
