
Son günlerde okullarda düzenlenen Ramazan etkinlikleri üzerinden birileri yine kollarını sıvadı, hop oturup hop kalkıyor. Neymiş? Laiklik elden gidiyormuş, çocuklar "dînî baskı" altındaymış. Ancak bu koronun sesini biraz daha dikkatli dinlediğinizde, asıl rahatsızlığın pedagojik kaygılar değil, bu toprakların rûhu olan İslâm ve onun değerlerinin görünür olması olduğunu görüyorsunuz.
Aslında bu tavır yeni değil; bu zihniyet, tarih boyunca İslâm’ı çağrıştıran, bu milleti köklerine bağlayan her türlü söyleme ve eyleme alerji duydu. Şimdi ise okullardaki o masum Ramazan sevincine, davul sesine, ilâhi söyleyen çocukların heyecanına bir "tehdit" muamelesi yapıyorlar.
Kendi Değerine Yabancı, Elin Adetine Hayran
İşin en acı ve düşündürücü tarafı şu: Bizim ülkemizde kendi dînine ve dînî değerlerine gösterilen bu sistemli karşı çıkışı, bugün bir Hristiyan ülkesinde bile göremezsiniz. Avrupa’nın en seküler başkentlerinde Noel kutlamaları şehri kuşatır; okullarda koro âyinleri yapılır, kilise çanları eşliğinde ritüeller düzenlenir. Hristiyan dünyası için bu, inançlarının bir gereği ve son derece doğal bir kültürel reflekstir. Orada kimse çıkıp "Modernlik elden gidiyor!" diye feryat etmez; aksine kendi köklerine sahip çıkmayı bir "medeniyet göstergesi" olarak selâmlarlar. Ancak ne hikmetse, Batı'daki bu dînî muhafazakârlığa hayranlık duyup "saygı" duyanlar, mesele Müslüman Türk kültürünün bir parçası olan Ramazan'a gelince birden bire "aydınlanmacı" kesiliyorlar. Elin Noel'ini, ağacını, âyinini modernlik sayıp baş tacı eden bu zihniyet; kendi toprağının ezanına, Ramazan sevincine ve dînî değerlerine "gericilik" etiketi yapıştırmak için fırsat kolluyor. Kendi inanç ikliminden bu denli nefret edip, başkalarının dînî ritüellerine bu denli gıpta etmek, ancak derin bir kimlik kompleksinin dışavurumu olabilir.
Çifte Standartlı "İlericilik" Maskesi
Bu tayfanın maskesi, aslında neye sustuklarına bakıldığında düşüyor. Müslüman Türk kültüründe yeri olmayan, ithal edilmiş her türlü kutlamaya, etkinliğe ve yaşam biçimine "özgürlük" adına tek laf etmezler. Hatta bunları "çağdaşlaşmanın gereği" olarak alkışlarlar. Ancak mesele bu milletin bin yıllık harcı olan İslamî değerlere gelince, birden bire "hassasiyetleri" depreşir.
Okulda vals yaptırınca: Modern, çağdaş, aydın.
Okulda Ramazan sevinci paylaşılınca: Yobaz, laiklik karşıtı.
Bu ikiyüzlü terazi artık tartmıyor. Milletimiz, kimin neye karşı olduğunu, kimin bu toprakların sesinden rahatsızlık duyduğunu çok iyi biliyor; her bir itirazı, her bir aşağılayıcı bakışı dikkatle takip ediyor ve hafızasına not ediyor.
Özüne Dönüş Durdurulamaz
Kim ne derse desin, bu memleket özüne dönüyor. Yıllarca çekilen baskılar, hor görülmeler ve "kendi yurdunda parya" muamelesi görmeler geride kaldı. Bugün okullardan yükselen o mâniler, aslında bir uyanışın terennümüdür.
Birileri rahatsız olsa da, iftar sofraları kurulmaya, terâvihler kılınmaya, çocuklarımız kendi kimliklerini gururla taşımaya devam edecek. Çünkü bu milletin derdi sadece karnını doyurmak ya da konfor içinde yaşamak değil; değerleriyle, îmânıyla ve kültürüyle bir bütün olarak geleceğe yürümektir.
Gelecek, kendi değerlerinden utanmayan, geçmişiyle barışık nesillerin omuzlarında yükselecektir.