Yorumlar (0)

Kadir Uğur Yılmaz


Bölerek Değil, Birleştirerek Olur Bu İş


Bir çağrı yapıldı. 27 Aralık günü, Atatürk’ün Ankara’ya gelişinin 106. yılında, saat 14.00’te millet Anıtkabir’de buluşacaktı. Türk milletinin yüreğinden kopan bu çağrı, ne bir partinin, ne bir derneğin, ne de bir grubun tekeline alınabilecek bir şeydi. Bu milletin Atasına vefasıydı, birliğe, dirliğe susamış yüreklerin sesiydi.
Ama ne oldu? Her zamanki gibi birileri çıktı, bu toplumsal enerjiyi kendi küçük hesaplarının malzemesi yapmaya kalktı. Bir kenarda bir açıklama, öbür tarafta başka bir açıklama… Sonra birileri o kalabalığın içinden birkaç kişiyi çekip başka bir yere götürdü. Ortak bir fotoğraf verileceğine, yine bölündük. Yine birileri “biz vardık, onlar yoktu” yarışına girdi.
Ben bu davranışların arkasında açıkça bir niyet görüyorum. Çünkü bu tür hareketler, birliğin değil, dağınıklığın işaretidir. Hele ki Veryansın TV ve CVP gibi yayın organlarının 27 Aralık sonrası yayınlarına bakınca bu kanaatim daha da pekişti. Yazdıklarına bakıyorsunuz; “İYİ Parti’den kimse gelmedi, Zafer Partisi yoktu, sadece Rifat Serdaroğlu vardı” gibi ifadeler… Gerçekten yazık.
Ben oradaydım.
İYİ Parti Milletvekili Cenk Özatıcı rozetsiz şekilde oradaydı.
Zafer Partisi MYK üyesi oradaydı.
MTP – Turan Hareketi, Ulus Birliği, Adem Yıldız, Yücel Yıldız, Serpil Uğurlu Yeter, Gazisan temsilcileri oradaydı.
Hepsi de parti rozetlerini çıkarıp, “ben Türk’üm” diyerek gelmişti.
Birileri “basın yoktu” demiş. Hadi oradan!
Ben oradaydım; 20 ayrı gazetede köşe yazan bir gazeteciyim.
Yanımda Özgür Doğan Yılmaz, gazete sahibi olarak oradaydı.
Yerel basından birçok dostumuz da oradaydı. Her biri kendi köşesinde bu anlamlı buluşmayı yazdı. Siz neye dayanarak “basın yoktu” diyorsunuz?
Ulusal basın dediğiniz kim?
Halkın değil, patronlarının sözcülüğünü yapan o kirli medya düzeni mi?
Yoksa sahada, milletiyle omuz omuza yürüyen bizler mi?
Ben size hatırlatayım: İnternet Gazetecileri Federasyonu’na ve İGFA ajansına bağlı 5180 gazete var. Ben de o ailenin bir parçasıyım. Siz hangi basını temsil ediyorsunuz da milleti küçümseyerek “basın yoktu” diyebiliyorsunuz?
Bu tür hareketler Türk milletinin moralini bozuyor, birliğine zarar veriyor.
Bu milletin artık ayrışmaya, küçük hesaplara, ben-merkezli egolara tahammülü kalmadı. Birlik görüntüsü vermek varken, “kim vardı kim yoktu” hesabı yapmak neyin davasıdır?
Buradan açıkça söylüyorum:
Bu milletin hiçbir ferdi, kimsenin arka bahçesi değildir.
Hiç kimse Türk milletinin ortak değerlerini, kendi çıkarının malzemesi yapamaz.
Atatürk’ün huzurunda yan yana duranlar, siyaseti değil, milleti temsil ediyordu.
O gün Anıtkabir’e gelen herkes aynı amaçla oradaydı:
Bu ülkenin kaderine sahip çıkmak, Atasının izinde durmak.
Kimse kimseden üstün değildi.
Kimse kimsenin gölgesinde değildi.
Basın da halk da meydandaydı.
Ve biz oradaydık!
Bir daha söylüyorum; bu ülkenin kurtuluş reçetesi “bölerek” değil, “birleştirerek” yazılır.
Bu milletin sabrını test etmeyin; çünkü Türk milleti, birliğini elinden almak isteyenleri tarih boyunca affetmemiştir.