Birliktelik İlla ki İftar veya Mezarlıklarda mı Olacak?!
15.03.2026 20:13:00
Son seçimlerde, 41 kez maşallah deyip, muhafazakar kesime 40 milletvekili verip, o kesimden oy alamayan ama yine de umudunu yitirmediğinden iftarlar verip, cuma namazlarına koşarak giden solcu CHP'nin Genel Başkanı Özgür Özel'in hemşerisi, AK Partili eski meclis başkanını ziyaretinin allanıp, pullandığı ve nerdeyse CHP'nin cumhurbaşkanı adayı olabilir denen Bülent Arınç'ı ziyaretini konuşan muhalefet ile DEM ile muhalif basınının unuttuğu Demirtaş'ın serbest kalacağı, Ahmetlerin seçildikleri belediyelere geri döneceği iddialarının yeni mahkeme kararları ile suya düştüğü ülkenin ekonomisi çok iyi (!) iç gündemi de 'Hele durum İran'da savaş var' denip, unutulmuş bir durumda.
Güney sınırlarımız da dün Irak, Libya, Lübnan, ardından Gazze ile Suriye şimdi de İran'da yaşanan savaşın sonun nereye varacağını kendi iç bilgilerimiz, resmi açıklamalarımızla değil, Hollywood'lu Amerika'nın başını çektiği Okyanus medyadan tırtıklanıp, bize sunan ülkenin ulusal havuz medyası ve basınının aratmayan yerel basının kaz ve saz gecelerinden sonra iftar yemekleri ile birlik sağlandığını manşet yapmakla meşgul olurken bende o çok bahsedilen ama bir türlü örülemeyen birliğe bir başka yönden bakacağım.
Çünkü, Nato'yu, Bileşmiş Milletleri, Avrupa'yı öteleyip, her zamanki gibi kurduğu ittifakla İsrail ile birlikte saldırıya geçen uluslar arası hukuku tanımayan Amerika'nın, 'liderini, liderlerini vurup, öldürdük ve yendik' diyeceği bir anda İran'ın Ebabil kuşlarını hatırlatan füzeleri karşısında kara harekatına hazırlandığını konuşan, söyleyen ama ülkemize doğru gelen aynı İran füzelerinin neden bizim değil, Nato savunma sistemleri ile vurulduğunu sorup, sorgulamayan havuzun içindeki ulusal basının okyanusta akan su, pardon haberlerle gazetecilik yaparken Arınçla bir araya gelen Özgür Özel'in 'Açıklamayacağım' dediği yeni Adalet Bakanını niye unuttuğunu da sormaz.
Bu nedenle; Ben de 'Sorma, duyma, görme' diyerek ulusal basından aşağı kalmayıp, parasını kimin ödediğini sormadığı türkücünün davet ettiklerinin olağanüstü bozuk yolları aşıp, hesabı verilemeyen restoranına gelenlere verdiği iftara 'Büyük birlik' derken 14 Mart TIP bayramını kutlayanların ilk kez beyin ameliyatını yaptıklarını belirttiği söylenen Ardahan'da beynine pıtı kaçan bir gencin, CHP'li Meclis Üyesi Mustafa Badem'in küçük kardeşinin neden Erzurum'a sevk edildiğini de görmediğini sormayacağım.
Ve bir demiryolu olmak üzere 3 gümrük kapısı olmasında karşın, ithalatın, ihracatın ve yatırımın rekor kırdığı, hazırda olan organize sanayi faaliyete geçti, ay yüzlü, çukurlarla dolu yollar yapıldı, açılamayan tüneler açıldı, hayvancılığın merkezinde etin kilosu 100 lira oldu haberleri ile değil, resmi bir kurumda yaşandığı ileri sürülen aşk meselesi ile ülke, dünya gündemine giren aynı Ardahan'da bu aşk hikayesinde birilerinin bankalardan krediler alıp, birisine verdikleri paralarının akıbetinin ne olacağının acısını çektiğini de yazmadan bir başka konuya, ama yukarıda anlattığım konulardan kopmamaya gayret edeceğim..
Çünkü, İran-ABD/İsrail Savaşını bazı cemaat ve din adamlarının sadece mezhepsel açıdan değerlendirmeleri ve bu değerlendirmeleri yapanların hemen görevden alması bekleyenin, "Sünnilik, Şiilik gibi bir dinimiz yok, tek dinimiz var o da İslam. Millet olarak bizim için Türk, Kürt, Arap, Şii değil sadece insan vardır. Son günlerde sosyal medyada mezhepçiliğin yeniden körüklendiğine şahit oluyoruz. Menşei bundan 13-14 asır öncesine uzanan meselelerin bugün tekrar gündeme getirilmesi asla tesadüf değildir." diyerek sadece açıklama ile geçiştiriyordu..
Ve birileri de yalakalık adına bu açıklamayı, 'Olması Gerekenleri Söylemiş..' diyerek geçiştirirken savaş dolayısıyla kaçanları yani Irak ve Suriye'de olduğu gibi İran'da yaşanan savaştan kaçıp, ülkemize gelenleri, göç veya kaça kaç denen süreci yaşamıyorlarmış, sanki 'turistik gezi, akraba ziyareti ' havuzdan akan emir, komutadan gelen haberlerle 'çok güzel gelişme' diye bize haber diye yutturan ulusal basın gibi bende bizim yerel medya gibi 'Görmedim, Duymadım' Konuşmadım ve Sustum' şeklinde davranmaya çalışacağım..
Yani siz bu yazıyı okurken, ben bir yandan ulusal tv TEMPO TV'de, 6 yıldır kesintisiz canlı olarak sunduğumuz ve 'Yerelden Ulusal Özgür Basın' diyen bizlere gönüllü sponsor, reklam verenlerin bayram mesajlarını da yayınlayacağımız, 'Gazetecililerle Gündem' adlı programıma giderken, diğer bir yandan da suya, sabuna dokunmadan bir önceki kongresinde yaşanan usulsüzlükler, oy çalmalar, çift oy kullanmalar nedeniyle darmadağın olduğu söylenip, mahkeme kapılarına düşürüldükten sonra aldığı olağanüstü kongre kararı ile 'Belki (!) yeniden birlik' adına yeni bir seçime giden Göle Dernekler Federasyonunun seçimini takip edeceğim..
Evet, ben yeni bir yazı yazmaktansa 8 yıl önce ele aldığım, 'Ardahan' lıların Birlikteliği İllaki Mezarlıklarda mı Olacak?' başlıklı aşağıda ki yazıyı güncellenip, yazım hatalarında düzeltmeye çalışarak ölümlerden çok füzelerin, petrol ve gemilerin daha çok konuşulduğu şu dünyada, 'savaşa gidecek mi?' denen ve savunma sanayisinde casusluk olduğu gerekçesiyle yeni bir jandarma operasyonun olduğu söylenen ülkemin beni bir hayli geren gündeminde azıcık uzaklaşmak adına bir kez daha yayınlayacağım..
Çünkü, bende 'Görmedim, Duymadım; Konuşmadım' diyerek, izledikçe insanı geren ülke ve dünya gündeminde az olsun uzaklaşıp, bu yazımı okuyanların hemen hepsinin, doymak için doğdukları yerlerden göç edip, başta İstanbul'da olmak üzere gittikleri batı kentlerindeki gibi kentlerde yaşayan hemşerilerimin de üzücü bir değil, onca unutulmayan acısı, anısı da var..
İşte o anılardan biri de bizleri İstanbul'la tanıştıran, bir odalı evinde misafir eden, ekmeğini, suyunu bizlerle paylaşan ve geçtiğimiz günlerde kaç yıl olduğunu bile hatırlamadığımız ve yıllar önce hayata göz yumup, giden Yakup Yılmaz amcamın başta Harziyanlıların olmak üzere bir çok dost akrabanın İstanbul'a ilk geldiğinde ilk ve aylarca, yıllarca kaldıkları evin önünde gözlerimi yaşartırken, uzun uzun da düşündürdü..
Ölümü ile bizi derinden üzen Yakup amcanın evine yıllar önce, çocuk denecek yaşta ilk geldiğimde bugün üzerinden geçmek için saatlerce trafikte kaldığımız ve bugünlerde satılacak denen 1. Boğaz Köprüsü daha yeni yapılıyordu.
Bölgede heyecan vardı, amcalarım, dayılarımın, akrabalarımın, köylülerimin yaşadığı Beykoz'da, Kavacık'ta, Rüzgarlıbahçe'de devasa kamyonlar gelip, geçerken bugün bir çoğumuzun unuttuğu, aklına bile getirmediği nice insanın emeği ile ilmik, ilmik örülen ve süren dava ile yeniden CHP'nin başına geçmeyi hayal eden Kılıçdaroğlu'nun 'Kontrollü darbe' dediği o hâlâ girişim üzerine adı 15 Temmuz Köprüsü olarak değiştirilen ve bugün, 'O da satılacak..' denen o köprü bölgeyi olduğu gibi İstanbul'u güzelleştirmişti..
'Atı alan köprüyü geçti..' denen özlediğim Kız Kuleli Üsküdar'da ki O köprünün yapıldığı yıllardaki gecekondular gitmiş, yerlerine plazalar dikilmiş olsa da o unutulan yılların anıları her yerde ekmeğini, suyunu bizlerle bölüp, İstanbul'a tırnak tutturmamıza yardımcı olan rahmetle andığım Yakup amcanın evinin önünde de vardı..
Cenazesine gelenlerin büyük bölümünün Yakup amca ve onun gibi büyüklerin kendilerinde olan haklarını helalliğini almak için o İstanbul'a ilk geldiklerinde gördükleri, yaşadıkları evin önünde bir araya olduklarını bir kez daha görürken bir şeyi fark ettim. Ve üzüntüme yeni bir üzüntü katarak, uzun uzun düşündüm..
Bu düşünceli halim yer kalmadığı için ölen insanların üst üste gömüldüğü mezarlıkta da sürdü.. Çünkü gerek bir çoğumuzun anılarının yaşandığı evinin önünde gerekse Yakup amcamızı toprağa verdiğimiz mezarlıkta bir araya gelen Ardahan'lıların, bugün nüfusu 20 Milyonu bulan, seçilmiş başkanı1 yıldır hapiste olduğu İstanbul'da kayıp olmamak için ilk yıllardaki gibi bugün de bir birlerine tutunmaya devam ettiklerini de görüyordum..
Ama bir farkla..
Ya cenaze de yada düğünde bunu yapmaya çalışmaları dışında başka yerde ayrılıyor, ayrılışıyorlardı
Evet, kardeşim Savaş, babam Kürt Fezo ve yine kardeşim olan son beşiğimiz Deniz gibi yıllar önce toprağa verdiğimiz Yakup amcamın evinin önünde biriken, el ele, kol kola girip, hal hatır sorarak, mezarlığa kadar birlikte giden Ardahan'lıların o çok istenen ama bir muhtarları bile olmayan seçilmiş başkanı hapiste olan yerine gelenin parti değişip, topuğu kırık efe misali iktidara doğru yelken açtığı Beykoz'da, Ardahan'da olduğu gibi İstanbul genelinde yılladır oynan ayak oyunları ile bir türlü istenen seviyeye gelemeyen birlikteliği mezarlıkta olabiliyordu..
Yani derneklerin, federasyonların, siyasilerin, irili, ufaklı çıkar menfaatlerinin bir araya getiremediği tam aksine bölüp, parçaladığı Ardahan'lıları bir ölüm, bir cenaze, bir düğün, bir damat-gelinin bir araya getirmeyi başardığını görüyordum, rahmet dilediğim Yakup amcamın cenazesinde..
Benimde içinde bulunduğum stk'ların her biri ayrı telden çalıp, bir araya getirmeye çalıştığı Ardahanlıların cenazelerde, düğünlerde ortaya koydukları bu samimiyetlerini nasıl olupda derneklere, 'Güçlü Bir Ardahan Lobisi' oluşturma mücadelesi veren federasyonlara taşınabileceğini de bana düşündüren Yakup amcanın cenaze töreninde anladığım tek şey biz Ardahan'lıların birlikte hareket etmesi için illaki ölü ya da düğün beklediğimiz gibiydi?
Bilmem ama başında bulunduğum ve 'Acaba federasyon merkezini mezarlığına mı taşısak?' diye gülümseyerek ağlanacak halimize gülerken federasyon başta olmak üzere bu yönde ki oluşumların ölmemesi için, o oluşturulmak istenen Ardahan birlikteliğinin mezarlıklarda değil, insanlar sağken samimiyete geçtiğini anlamak yeter, artar bile..
Çünkü ne ölü haberine, nede cenazeye ihtiyaç olmaksızın Yakup amcamın evinin önünde ortaya konulan samimiyet insanlar hayattayken olsa daha güzel olmaz mı?
Bilmem ama sanırım biz insanlar, değerleri kaybettikten
sonra daha iyi anlıyor, ağlıyoruz.
Ve mezarlıkta çıktıktan sonra o birlikteliği unutup, başa sarıp her birimiz yeniden bir araya gelmek için beklediğimiz yeni ölüm haberini almak üzere dağılırken, Ardahan'da ki türkücünün iftar yemeğinin ardından olduğu gibi yeniden darmadağın olduğumuzu da fark edemiyorduk..








