Yorumlar (0)

Rafet Ulutürk


Bir Vatan Mimarı: Muhaceret Acısından Bayraklaşan Arif Nihat Asya


Bazı isimler sadece kitap kapaklarında yaşamaz; onlar bir milletin secdesinde dua, gökyüzünde bayrak, tarihinde şuur olurlar. Türk edebiyatının "Bayrak Şairi" Arif Nihat Asya, vefatının sene-i devriyesinde bizlere sadece mısralar değil, bir varoluş manifestosu bırakarak aramızdan ayrıldı. Ancak onu tam manasıyla anlamak için, sadece yazdıklarına değil, onu o mısralara iten "köklerine" bakmak gerekir.

Hasretle Yoğrulan Bir Kimlik: Bulgaristan’dan Anadolu’ya
Arif Nihat, Bulgaristan göçmeni bir annenin evladı olarak dünyaya gözlerini açtığında, kaderi aslında bir "aidiyet" mücadelesiyle çizilmişti. Bir yanıyla Rumeli’nin o hüzünlü ve kayıp rüzgarlarını, diğer yanıyla Anadolu’nun sığınılacak son kale oluşunun idrakini taşıyordu. Onun şiirlerindeki vatan vurgusunun bu kadar keskin ve tavizsiz oluşu, aslında bir "kaybetme" korkusundan değil, "kaybetmenin ne demek olduğunu" bizzat atalarından dinlemiş olmasındandır.

Annesinin heybesinde getirdiği o derin muhaceret sızısı, Arif Nihat’ın kaleminde bir milletin savunma hattına dönüştü. O, toprağın nasıl vatanlaştığını bizzat yaşayarak gördü; bu yüzden vatanı sadece coğrafi bir terim olarak değil, bir "iman kalesi" olarak tanımladı.

Müslümanlıkla Yoğrulan Yurt: Bir Kimlik İnşası
O meşhur duasında; "Müslümanlıkla yoğrulan yurdu, Müslümansız bırakma Allah'ım!" derken, aslında bir sosyolojik gerçeğin altını çiziyordu. Balkanlar’dan Kafkaslar’a kadar Türk dünyasının uğradığı saldırılarda, ayakta kalan yegâne unsurun inanç olduğunu biliyordu. Onun milliyetçiliği, dışlayıcı bir ideoloji değil; tarihle, ezanla ve ay-yıldızla harmanlanmış bir gönül işçiliğiydi.

Arif Nihat’a göre bu topraklar, sadece üzerinde yaşanılan bir yer değil; şühedanın kanıyla abdest almış, tekbirlerle mühürlenmiş mukaddes bir emanetti. Bu yüzden onun şiiri, bir şairin fantezisi değil, bir dervişin zikri gibidir.

Gölgene Sığındık: Bayrak ve Hürriyet
Adana’nın kurtuluş günü için yazdığı "Bayrak" şiiri, onu bir edebiyatçıdan öte, bir "milli muhafız" kıldı. Bir muhaceret evladı olarak bayraksız kalmanın, gölgesiz kalmakla eşdeğer olduğunu biliyordu. "Sana benim gözümle bakmayanın / Mezarını kazacağım" derken takındığı o sert üslup, aslında vatanına duyduğu sonsuz şefkatin bir yansımasıydı.

Onun için bayrak; hürriyetin, adaletin ve en önemlisi "evde olmanın" sembolüydü. Bugün bizler o şiirleri okurken, sadece estetik bir haz almıyoruz; aynı zamanda bir kimliğin ihyasına şahitlik ediyoruz.

Bir Duaya Amin Demek
Vefatının sene-i devriyesinde Arif Nihat Asya’yı yâd etmek, onun o meşhur duasına hep bir ağızdan "Amin" demektir. O, göç yollarının hüznünü, zafer taklarının coşkusuyla birleştirmeyi başarmış bir köprü insandı.

Bizlere bıraktığı miras; sevgisiz, susuz, havasız ama asla vatansız kalmamaktır. Ruhun şad, mekanın cennet, makamın âli olsun ey ulu çınar. Bu millet, senin gölgeni ve sesini asla unutmayacak.