Kocaeli’de ilköğretime giden bir kız çocuğunun başını örtmesi ve öğretmeni tarafından dersten çıkarılması, memleketin gündemine oturdu. Kimileri “10 yaşındaki çocuk kendi iradesiyle karar vermiştir” dedi, kimileri “öğretmen ideolojik davranmıştır” diye savundu, kimisi de “bu yaşta bir çocuğun beyni yıkanmış, laik cumhuriyet tehdit altındadır” diye ortalığı ayağa kaldırdı.
Oysa mesele ne çocuğun örtüsü ne de öğretmenin tutumu... Mesele bu ülkenin önceliklerini kaybetmiş olmasıdır.
Dünyada yapay zekâ devrimi yaşanıyor, Çin’de ilkokul öğrencileri robotik kodlama yarışmalarında sahneye çıkıyor, Japonya ilkokul çağındaki çocuklara uzay mühendisliği anlatıyor, Güney Kore eğitim müfredatına dijital vatandaşlık dersi koyuyor. Bizde mi? Hâlâ “çocuğun başı örtülü mü, değil mi?” tartışması sürüyor.
Yahu 10 yaşındaki bir çocuğun iradesi mi olur? “Ben evleneceğim” dese, “tamam evlen” mi diyeceğiz? Akıl yaşla gelişir, olgunluk deneyimle gelir. Bir çocuk, yetişkinlerin değer dünyasından etkilenir; anne babasından, çevresinden, öğretmeninden öğrenir. Ama bu çocuğun başörtüsünü gerekçe gösterip onu dersten atmak ne pedagojidir, ne eğitimdir, ne de insani bir yaklaşımdır.
Eğer bir okulda kılık-kıyafet yönetmeliği varsa, öğretmen çocuğu dışarı atmak yerine velisini çağırır, mevzuatı anlatır, rehberlik biriminden destek ister. Sorunu iletişimle çözer. Ama bizde ne yazık ki okumamış cahille okumuş cahil aynı noktada buluşuyor: tahammülsüzlükte.
Bir taraf “beyni yıkanmış çocuk” diye bağırıyor, diğer taraf “dini özgürlükler kısıtlanıyor” diyor. Ortada bir çocuk var ama kimse çocuğun ruh halini sormuyor. Onun korkusunu, utanmasını, sınıf arkadaşlarının tepkisini, bir daha okula gitmek istemeyeceğini kim düşünüyor?
Bu ülkenin asıl sorunu, çocuklarını ideolojik kavgaların malzemesi haline getirmesidir. Ne yazık ki, öğretmeniyle, velisiyle, yöneticisiyle aynı sarmalda dönüp duruyoruz.
Bir çocuğu dersten çıkarmakla laikliği koruyamazsın, bir çocuğun başını örttürmekle de dini yüceltemezsin. Eğitim, özgür düşüncenin, hoşgörünün ve adaletin yeşerdiği alandır.
Ama biz, hoşgörüyü değil hesaplaşmayı, merhameti değil tehdit dilini, eğitimi değil dayatmayı seçtik.
Ve sonuçta yine kaybeden: çocuk.
Oysa çocuklarımız ne laik ne dindar doğar. Onlar sadece insan doğar.
Bizse büyüdükçe insanlığımızı kaybediyoruz.
— Kadir Uğur Yılmaz