Sosyal hayatın ve dijital dünyanın en dikkat çekici gerçeklerinden biri şudur: Herkes konuşuyor ama çok az kişi gerçekten bir şey söylüyor.
Bugün paylaşımlar çoğu zaman bir fikir üretmek için değil, dikkat çekmek için yapılıyor. Gürültü üretmek kolaydır; ama anlam üretmek emek ister. Düşünce üretmek ise sabır ve sorumluluk gerektirir.
Benim gayretim, yaptığım paylaşımların her birinde bir düşünce kıvılcımı bırakabilmektir. Bazen tarihî bir hatırlatma, bazen kültürel bir değerlendirme, bazen de insanı düşünmeye sevk edecek bir soru…
Çünkü sözün gerçek değeri alkışta değil, bıraktığı izde saklıdır.
Zaman zaman karşılaştığım dostların söyledikleri ise bu çabanın boşa gitmediğini gösteriyor.
Birisi “Paylaşımlarını dikkatle takip ediyorum” diyor.
Bir başkası “Her seferinde yeni bir şey öğreniyorum” diye ifade ediyor.
Bir diğeri “Okurken kendimi derste gibi hissediyorum” diyor.
Hatta latife ederek “Adeta yaşayan bir ansiklopedi gibisin” diyenler bile oluyor.
Bu elbette bir iltifat. Ama aslında mesele ansiklopedi olmak değil; öğrenmeye devam etmek ve öğrenileni paylaşmaktır.
Çünkü bilgi saklandıkça değil, paylaşıldıkça anlam kazanır.
Bu noktada İslam medeniyetinin bize bıraktığı çok güçlü bir ölçü vardır.
Peygamber Efendimiz
Hz. Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurur:
“İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır.”
Bu ölçü, insanın hayatına yön verebilecek kadar güçlü bir ilkedir. Bir insanın kalemi, bilgisi, tecrübesi veya düşüncesi başkalarına fayda sağlıyorsa, işte o zaman gerçek değer kazanır.
Fakat burada göz ardı edilmemesi gereken önemli bir gerçek daha vardır:
Toplum homojen değildir. İnsanlar aynı zihinsel ihtiyaçlara sahip değildir.
Bilgiyle Beslenen İnsanlar
Bir kesim vardır; yeni bir şey öğrendiğinde içten içe sevinir. Bir kavramı anlamak onun için bir keşif gibidir. Tarih, bilim, kültür veya düşünce dünyasında yeni bir kapı aralanması onu heyecanlandırır.
Bu insanlar öğrenmeyi bir yük değil, bir zenginlik olarak görür.
Sorgulayan İnsanlar
Bir başka kesim vardır; okur, araştırır, karşılaştırır, sorular sorar. Onlar için bilgi sadece öğrenilecek bir şey değil, aynı zamanda düşünülmesi gereken bir alandır.
Bu insanlar toplumların entelektüel omurgasını oluşturur.
Sessiz Takipçiler
Bir kesim daha vardır ki çok konuşmaz. Ama dikkatle dinler, okur ve izler. Belki yorum yapmazlar ama zihinsel olarak sürekli beslenirler. Bir gün söyledikleri tek bir cümle bile onların ne kadar derin bir birikim oluşturduğunu gösterir.
Dürtülerle Hareket Eden Kalabalık
Fakat toplumda bir kesim daha vardır ki onların ilgisi bilgiye değil uyarılmaya yöneliktir.
Tartışma…
Provokasyon…
Magazin…
Kısa süreli heyecanlar…
Bunlar insan beyninin hızlı tepki veren limbik sistemine hitap eder. Gürültü üretir ama düşünce üretmez.
Bugün dijital dünyanın en büyük sorunu da budur: Gürültü çoktur, düşünce azdır.
Bilgi sakinlik ister.
Düşünce sabır ister.
Anlamak emek ister.
Ama hızlı tüketim çağında çoğu insan düşünmek yerine tepki vermeyi tercih ediyor.
İşte insan bazen şu soruyu kendine sormadan edemiyor:
Bilgiye susamış insanlara ulaşmak kolaydır; çünkü onlar zaten arar.
Peki düşünmekten kaçan, sadece uyarılmak isteyen kalabalıkların dikkatini nasıl çekeceğiz?
Belki de cevap şudur:
Gürültüye benzemeden konuşmaya devam etmek.
Çünkü tarih boyunca kalıcı olan şey bağıran sesler değil, anlam taşıyan sözler olmuştur.
Ve çoğu zaman bir insanın zihninde yanan küçük bir düşünce ışığı, binlerce kişinin alkışından çok daha değerlidir.
Necat KACAN
Eğitimci Araştırmacı Yazar