
* Bir Gecelik İbadetle Bir Yıllık Günahı Silme Stratejisi mi, Yoksa Samimi Bir Dönüş mü?
* Berat, Tövbenin Samimiyetle Sınandığı Gecedir!
* Helâlleşmeden Berat, Değişmeden Tövbe Olmaz!
İslâm geleneğinde Şaban ayının on beşinci gecesi, yani Berat Kandili, asırlardır bir kurtuluş, bir arınma ve ilâhî rahmetin sağanak sağanak yağdığı bir fırsat gecesi olarak idrak edilmiştir. Ancak modern insanın zihnini kurcalayan, hatta zaman zaman dînî algıyı “mekanik” bir zemine indirgeyen temel bir soru vardır:
Madem Allah Teâlâ her an tövbeleri kabul etmektedir, o hâlde bu gecelere neden bu kadar büyük anlamlar yüklüyoruz?
Bu geceyi bir “hızlı şarj cihazı” benzetmesiyle açıklamak, dijital çağ insanı için cazip bir metafor olabilir.
Evet; nasıl ki telefonun bataryası bittiğinde hayatla bağımız zayıflıyorsa, günahlar ve dünya telâşı da rûhun mânevî enerjisini tüketir. Berat gibi geceler, rahmet kapılarının ardına kadar açıldığı, mânevî voltajın yükseldiği özel zaman dilimleridir.
Ancak burada gözden kaçırılmaması gereken kritik bir fakat vardır: Hızlı şarj edilen bir bataryayı, şarj olur olmaz yeniden hoyratça tüketmek ne kadar akıl kârıysa; kandil gecesinde arınıp, ertesi gün aynı duyarsızlığa geri dönmek de o kadar hazindir.
Zamanın Ötesinde Bir Tevbe, Tevbenin İçinde Bir Zaman
Kur’an-ı Kerîm, tevbeyi belli gün ve gecelerle sınırlandırmaz:
“Ey müminler! Hepiniz Allah’a tövbe edin ki kurtuluşa eresiniz.” (Nûr, 31)
Bu âyet, her nefesin yeni bir tevbe imkânı olduğunu açıkça bildirir.
Peygamber Efendimiz (sav) ise şöyle buyurur:
“Allah Teâlâ, gece günah işleyenin tövbesini kabul etmek için gündüz, gündüz günah işleyenin tövbesini kabul etmek için gece elini (rahmetini) açar. Bu hâl, güneş batıdan doğuncaya kadar devam eder.” (Müslim)
Bu hadis, ilâhî merhametin zamana hapsedilemeyeceğini ve tövbe kapısının daima açık olduğunu ortaya koyar.
O hâlde Berat Kandili’ni, “diğer günlerdeki ihmâllerin telâfi edildiği bir muâfiyet belgesi” gibi görmek, İslâm’ın rûhuna yapılmış ciddi bir haksızlıktır. Bu gece, rutinleşmiş ibadet kalıplarının ötesine taşınmalı; bilinçli bir uyanış durağı hâline getirilmelidir.
İslâm âlimlerinin ifadesiyle: Bu geceler birer hasat vakti değil, birer tohum ekme zamanıdır.
Kandil Gecesi ve “Manevî Oportünizm” Tehlikesi
Manevî Oportünizm:
Dînî ve mânevî değerleri, samimi bir dönüşüm için değil; geçici rahatlama, vicdanı susturma veya “hesap kapatma” amacıyla kullanmak.
Yani:
* Tövbeyi alışkanlıkları değiştirmeden yapmak.
* İbadeti sorumluluktan kaçış aracı hâline getirmek.
* “Bu gece affediliyor” düşüncesiyle bilinçli savrulmayı sürdürmek.
Somut Örnekler:
* “Yıl boyu böyle yaşayayım, kandilde temizlerim.”
* “Bir gece çok duâ ettim, artık vicdanım rahat.”
* Kul hakkını bilerek ihmâl edip, sadece nafile ibadetlere yönelmek.
Bunlar tevbe değil, mânevî kurnazlıktır.
İslâm’a göre:
•Tevbe süreklilik,
* Îman istikâmet,
* İbadet ahlâk üretmek zorundadır.
Bunlar yoksa yapılan şey:
İbadet görüntüsü altında samimiyetsizliktir.
Dolayısıyla "Mânevî oportünizm",
“Değişmeden affedilmek istemek”tir.
Toplumumuzda zaman zaman karşılaşılan,
“Nasıl olsa bu gece her şey affediliyor; bir gecelik ibadetle defteri kapatalım” anlayışı, aslında bir tür mânevî fırsatçılıktır.
Oysa samimiyetten uzak, hesapçı bir yaklaşımla yapılan tövbe; tövbenin özü olan nasûh (içten ve kalıcı) vasfını taşımaz.
İmam Gazâlî, İhyâ’da bu noktada açık bir uyarıda bulunur:
Kalpte köklü bir dönüşüm meydana getirmeyen tövbe, sadece dilin tekrarından ibarettir.
Berat Kandili, bir “günah silme seansı” değil; kulun Rabbiyle olan ahdini yenilediği bir muhasebe gecesidir. Diğer günlerdeki savrulmayı bu geceyle telâfi edeceğini sananlar, aslında sadece kendilerini aldatırlar. Çünkü Allah Teâlâ, takvimin belli gecelerine sıkıştırılmış bir dindarlığı değil; istikâmet üzere sürdürülen bir hayatı talep eder.
Kul Hakkı: Geçilemeyen Tek Kapı
Şu hakikâti özellikle hatırda tutmak gerekir:
Berat gecesinde binlerce rekât namaz kılınsa, gözyaşları sel olsa bile; üzerinde kul hakkı bulunan kimsenin berâtı, o hak helâl edilmedikçe eksik kalacaktır.
Resûlullah’ın (sav) “müflis” tarifi, bu gerçeği net biçimde ortaya koyar: Sevaplarla gelip, başkalarının hakkını yediği için bütün sermayesini kaybeden kişi…
Berat; sadece Allah ile ilişkiyi onarma gecesi değil; kırılan kalpleri tamir etme, gasp edilen hakları iade etme ve helâllik isteme cesaretini gösterme gecesidir.
Nasıl Bir İdrak?
Bu geceyi yalnızca bir duâ ve tesbihat gecesi olarak geçirmeyin. Kendinize samimiyetle şu soruları sorun:
* Benim berâtım, hangi alışkanlığı terk etmeme bağlı?
* Bu gecede kazandığım mânevî enerjiyi, yılın geri kalanına nasıl taşıyacağım?
* Gıybetini yaptığım, hakkına girdiğim, kalbini kırdığım kaç kişiyle helâlleşmem gerekiyor?
Berat; bir kurtuluş olduğu kadar, ciddi bir muhasebe gecesidir.
Gelin bu geceyi; ritüellerin arkasına saklanmadan, sahte dindarlık maskelerini çıkararak, yalın bir ruh hâliyle
“Rabbim, ben geldim ve değişmeye hazırım” diyebilme şuûruna dönüştürelim.
Unutmayalım:
Gerçek berat, sadece günahlardan arınmak değil; o günahlara bir daha dönmeyecek bir karakter inşâ edebilmektir.
Sözlerimizi duâ ile tamamlayalım:
Allah’ım! Bu mübârek geceyi bizim için sadece bir takvim yaprağı değil, nefsimizle yüzleştiğimiz bir mîlat eyle. Bize, sadece dilimizle değil, bütün benliğimizle sana yöneldiğimiz bir tövbe-i nasûh nasîp et.
Yâ Rabbi! Kalplerimizdeki pası söküp atacak bir îman gücü, kırdığımız gönülleri onaracak bir nezâket ve gasp ettiğimiz kul haklarını iâde edecek bir dürüstlük ver bize. Bizleri, bu gecenin feyziyle, bereketiyle, 'hızlı şarj' olup yarın yine aynı gaflete düşenlerden değil; berâtını eline alıp o berâtın vakârını ömrü boyunca taşıyanlardan eyle.
Ey affetmeyi seven Allah’ım! Kalbimizi Sana, yüzümüzü Hakka, hayatımızı ise dosdoğru bir istikâmete sabitle. Berâtımız, sadece günahlardan kurtuluşumuz değil, Senin rızana ulaşan vuslatımız olsun. Âmin, âmîn.
Mithat Güdü