google.com, pub-4124236753883354, DIRECT, f08c47fec0942fa0
Bayrak, sıradan bir kumaş parçası değildir. Bayrak; bir devletin varlığının, bir milletin birliğinin sembolüdür. Uğruna can verilen, kan dökülen; gönderde dalgalandığında millete güven veren, yere düştüğünde yürekleri dağlayan kutsal bir değerdir. Türk bayrağı, sadece bir sembol değil; şehitlerin kanıyla mühürlenmiş bir tarihin, bir mücadelenin ve bir istiklalin sembolüdür. Bu yüzden bu milli ve ortak değere, Türk bayrağına uzanan her el, sadece onu gönderde dalgalandıran bir direğe değil; bu milletin namusuna, şerefine ve birlikte yaşama iradesine ve varlığına uzanmış sayılır.
Son yaşanan olay, Türk bayrağına karşı girişilmiş sıradan bir provokasyon değildir. Bu, devletin egemenliğine, milletin ortak değerlerine ve toplumsal barışa yönelmiş açık bir meydan okumadır ve ne yazık ki bu ilk değildir. Hafızalarımızda hâlâ tazeliğini koruyan 2014 Lice olaylarında da benzer bir utancı yaşamıştık. O gün de “provokasyon” denilerek geçiştirilmiş, bugün olduğu gibi mesele geçici kınamalarla örtülmüştü.
Adı ne olursa olsun, ister “ikinci açılım” deyin; ister kulağa hoş gelen ambalajlarla “Terörsüz Türkiye…” Bir gerçeği tekrar tekrar hatırlatmak zorundayız: Terörle müzakere edilmez. Teröristle masaya oturulmaz. Terörle mücadele edilir.
Söyler misiniz Allah aşkına devleti, vatandaşını hedef alan silahlı bir yapı ile aynı düzlemde değerlendirmek; devleti suçlu, terörü muhatap görmek, dünyanın neresinde görülmüştür? 2009-2011, 2012-2015 arasında yaşanan aynı paralelde yaşananları bir düşünün. Hangisi bu ülkenin hayrına sonuçlandı. Aksine, her seferinde terörü cesaretlendirildi, her seferinde teröristlere yeni provokasyon yapmanın önünü açtı. Bugün bayrağımızın indirilmek istenilmesi de işte bu yanlış yaklaşımın kaçınılmaz sonucudur.
Şimdi sormak zorundayız: DEM Parti, TC anayasası çerçevesinde kurulmuş bir siyasi parti değil midir? TBMM’si kürsüsünde bu partinin milletvekilleri anayasaya sadık kalacakları üzerine namus ve şerefleri üzerine yemin etmediler mi? Peki, DEM neden TBMM’de yapılması gereken bir grup toplantısını Mardin Nusaybin’de hem de güney komşumuz Irak’ın kendi devlet bütünlüğünü sağlamak üzere giriştiği bir mücadelenin yapıldığı bir zaman diliminde yapmaktadır? Anayasa’nın 68’nci maddesinin 4’ncü fıkrası ne diyor? “Siyasi partilerin tüzük ve programları ile eylemleri, Devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve laik Cumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz. Sınıf veya zümre diktatörlüğünü veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayamaz. Suç işlenmesini teşvik edemez. Şimdi tekrar soruyorum: ”Bu toplantıda yapılan kışkırtıcı konuşmaların ardından, YPG ve uzantıları tarafından bayrağımıza yönelik gerçekleştirilen bu alçak girişim tesadüf müdür? Bu zincirin halkaları neden hâlâ görülmek istenmemektedir?
Her seferinde “aman süreç zarar görmesin!” diyerek susmak, görmezden gelmek, üç maymunu oynamak; bu ülkeye barış mı getirdi, esenlik mi, yoksa huzur mu? Aksine, devletin kararlılığına gölge düşürüldü, milletin vicdanı yaralandı. Bayrak, üzerinden verilen mesajlarla bu olayın üzeri örtülürse, yarın daha ağır bedellerle karşılaşılacağını görmek için kâhin olmaya gerek yoktur.
Bu mesele, günlük siyasetin konusu değildir. Bu mesele, bir partinin, bir sürecin ya da bir söylemin ötesindedir. Bu mesele, Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenlik meselesidir. Kınamalarla geçiştirilen her saldırı, bir sonrakine davetiye çıkarır. Devlet, bayrağına uzanan her girişime karşı net, açık ve tavizsiz bir duruş sergilemek zorundadır. Çünkü bayrak yere düşerse, sadece onu taşıyan direk devrilmez; milletin başı eğilir ve unutulmasın ki bu millet, başı eğik yaşamayı hiçbir zaman kabul etmemiştir, etmeyecektir.
Hadi ÖNAL/ 22 Ocak 2026/ Elazığ
